Bazen insan en büyük vedaları bağırarak değil, içinden eksilterek yaşar. Ne kırgınlığını anlatacak hâli kalır ne de geri dönüp açıklama yapacak isteği… Sadece sessizleşir. Ve o sessizlikte, kendini yeniden toplamayı öğrenir.
"Sevgili! Senfoninin son notaları bunlar. Herkese sağır ve dilsiz olan benden veda makamında mahur bir beste işte...
“Gittin gideli ne gecem iyi ne günüm aydın.”
Sen hiç İstiklal Caddesi’nde benim kadar yalnız oldun mu?
“Sol yanıma hiç de yakışmadı yokluğun be kadın.”
Bir bakış yetti, ölümlerden ölüm beğenir gibiydi.
“Şiirim ol gel!
Bırak, kim yazarsa yazsın bizi elbet bir antolojinin hamur kâğıtlarında alırız yerimizi.”
Bırak, kim yazarsa yazsın bizi elbet bir antolojinin hamur kâğıtlarında alırız yerimizi.”
“Sıcak, koyu bir çay ne iyi gelirdi şimdi ama onun elinden olursa.”
“Sabah içilen ilk sigara gibi gelirdi karşılığı sevgisinin.”
Sen sevgili, cenaze namazımı kıldın çoktan.
"Oysa ben, seni her vakit sevmelerimi kaza ettim şimdilik.
"Oysa ben, seni her vakit sevmelerimi kaza ettim şimdilik.
Bu seneki 'Nobel Hüzün Ödülü' bana verilecekmiş sanırım.
"Şimdiden konuşma metnimi hazırlamaya başladım bile.
"Şimdiden konuşma metnimi hazırlamaya başladım bile.
İmlâda hata etmişler baştan.
Sıhhatler olsun değil de
'Saatler olsun.' demişler.
O gün bugün saatler oldu işte. Akrep, yelkovanı milyonlarca kez kovaladı.
Sıhhatler olsun değil de
'Saatler olsun.' demişler.
O gün bugün saatler oldu işte. Akrep, yelkovanı milyonlarca kez kovaladı.
Kirpikleri sur misali geçit vermiyor bakışlarıma.
Göz deryasına karadan mı yürütmeliyim ben de gemilerimi?
Göz deryasına karadan mı yürütmeliyim ben de gemilerimi?
Kirpikleri sur misali geçit vermiyor bakışlarıma.