Önemi yok onu öldüreceğim." Evet yapacağım bunu. Öldürmek, Buck Jones' un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! Hayır. Onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek... Ve bir gün büsbütün ölecek.
Biliyor musun, insanları öldürüyorum Portuga.
Bunu nasıl yapıyorsun Zeze?
Onları unutarak..
Bunu nasıl yapıyorsun Zeze?
Onları unutarak..
Sence bir şans daha vermeli miyim Portuga?
-İnsanlar asla değişmez Zeze.
Ama o?
-O da Zeze, o da.
-İnsanlar asla değişmez Zeze.
Ama o?
-O da Zeze, o da.
Bir kış sabretmişsin de tam çiçek açacakken dolu vurmuş gibi oluyor bazen hayat.
Hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına uğramıyorum.
Onu öldüreceğim. Kastettiğim onu kalbimde öldürmek. İyiliğini istemekten vazgeçmek. Derken bir gün ölüp gidecek.
“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok."
Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Neden benim gibi yapmıyorsun?" "Sen ne yapıyorsun ki?" "Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Bu sayede mutsuz da olmuyorum.
Önemi yok, onu öldüreceğim!" "Ne diyorsun sen küçük? Babanı mı öldüreceksin?" "Evet, yapacağım bunu. Başladım bile. Onu sevmekten vazgeçerek...
Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsüydü bu.
Neden her şey bu kadar zor, Portuga? Neden sevmek bu kadar çok acıtıyor?
İnsan kalbi, dükkan kapısına benzer; bir kez açıldı mı içeri kimin gireceğini bilemezsin.
Kimseden bir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.
Fazla fedakarlık, fazla vefasızlık getirir.
Biliyor musun, insanları öldürmüyorum Portuga. Onları kalbimde yaşatmaktan vazgeçiyorum, işte o zaman gerçekten ölüyorlar.