Belki de mesele kazanmak değil, anlamak.
Belki de mesele yüksek sesle haykırmak
değil, fısıldayarak konuşmak. Çünkü gerçek iyileşme, sessizliğe kulak verince başlar.
Belki de mesele yüksek sesle haykırmak
değil, fısıldayarak konuşmak. Çünkü gerçek iyileşme, sessizliğe kulak verince başlar.
Yok artık o kadar da değil, olur, olmalı, olacak
Birbirimize bağırmayı değil, birbirimizi görmeyi
İnsanların kendilerini dünyanın en önemli
insanı gibi hissetmelerinin bir nedeni, kesinlikle bir travma yaşamış olmala-rıdır.
"Güçlü olmam, olamıyorsam da görünmem gerekiyor" kafası bizi "önemli insan" yoluna adeta itekliyor.
insanı gibi hissetmelerinin bir nedeni, kesinlikle bir travma yaşamış olmala-rıdır.
"Güçlü olmam, olamıyorsam da görünmem gerekiyor" kafası bizi "önemli insan" yoluna adeta itekliyor.
Unutmayın, yaşam zor olabilir ama her şey biraz da bakış açımızla alakalı.
İyilik, genellikle sessiz olur.
Çoğu zaman, kimse fark etmez. Kötülük ise gösterişi sever.
Çoğu zaman, kimse fark etmez. Kötülük ise gösterişi sever.
Birinin iyiliği, başkasını da iyiliğe yönlendirebilir. Tıpkı denize atılan bir taşın, suyun yüzeyinde dalgalar oluşturması gibi.
Küçük bir hareket, büyük bir etki yaratabilir.
Küçük bir hareket, büyük bir etki yaratabilir.
100 kere yazdım 100 kere daha yazarım
yeter ki gönüller bir olsun.
yeter ki gönüller bir olsun.
Bizler, sürekli dönen bir çarkın içinde, işe gitmek için çabalıyor, sonra çabaladiğımız bu iş yerinden alınan ücretle tekrar işe gitmek için gerekli şeyleri karşılıyoruz. Kisacası, kendi kendimizi yerinden oynatamayan bir hamster topuna döndük. Kisır döngü şu ki, çalışmadan yaşanmiyor, hamster topunu o kadar renkli, o kadar cilalı, o kadar albenili yapıyor ki işinin ehli köle tüccarları, o topun peşinden koşmak için birbirini ezmenin adını bile koymuşlar, "kariyer
Eve dönerken düşündüm de, aslında bu ziyaret bana şunu fark ettirdi: Teknolojik olarak ilkel çağlardan çok daha ilerideyiz, ancak insan duygulari ve ilişkileri konusunda aynı şeyi söylemek zor. Belki de gelişen sadece aletlerimiz ve oyuncaklarımız oldu, ama içimizdeki duygular giderek daha da ilkel hale geldi. Neden bu kadar bencil, anlayışsız ve hoşgörüsüz olduk? Kendi kendime sormadan edemiyorum: Gerçekten ilerliyor muyuz, yoksa sadece yerimizde sayıp teknolojiyle kendimizi mi kandıriyoruz? ilkel çağlarda insanlar belki mağaralarda yaşıyordu ama en azindan birbirlerine daha bağlıydılar. Şimdi ise dijital dünyada yüzlerce
"arkadaşımız" var ama gerçek anlamda
kimseyi tanimiyoruz. Bu endişe içimi kemiriyor. Insan duygularının daha da ilkelleştiği bir dönemde mi yaşıyoruz?
Teknolojiyle sarıp sarmaladığımız bu
dünyada, aslında duygusal olarak yapayalnız miyız? Uzaylılar bile bunu fark ettiyse, bizim de artik yüzleşmemiz gerekiyor galiba.
"arkadaşımız" var ama gerçek anlamda
kimseyi tanimiyoruz. Bu endişe içimi kemiriyor. Insan duygularının daha da ilkelleştiği bir dönemde mi yaşıyoruz?
Teknolojiyle sarıp sarmaladığımız bu
dünyada, aslında duygusal olarak yapayalnız miyız? Uzaylılar bile bunu fark ettiyse, bizim de artik yüzleşmemiz gerekiyor galiba.
Cehennem de olsa, cehennemin dibine kadar gideriz, burası bizim evimiz.
Önemli olan, her şeye rağmen gülümsemek ve yaşamın tadını çıkarmak.
Kendimize karşı fazla sert olmadan, küçük adımlarla ilerlemek belki de en doğrusu.
Diyet yapmasak da olur.
Yeter ki sağlığımız yerinde olsun.
Belki de en güzel diyet, kendimizi sevmekten geçiyordur. Hayatın getirdiklerini kabul edip küçük mutlulukların peşinden gitmek belki de en doğrusu.
Diyet yapmasak da olur.
Yeter ki sağlığımız yerinde olsun.
Belki de en güzel diyet, kendimizi sevmekten geçiyordur. Hayatın getirdiklerini kabul edip küçük mutlulukların peşinden gitmek belki de en doğrusu.