Elimizdeki bu geniş, bereketli toprak, tamamile makinalaşan ve ekmeğini dışardan tedarike mecbur kalan Avrupanın zahire anbarı olabilirdi. Köylünün ancak güçlükle karın doyurabildiği kara sabanını müzeye kaldırıp yerine modern makineyi koyabilirdik. Ziraat endüstrisine ehemmiyet verebilirdik... İşin kötüsü, çiftçi bugün, tarlasını, o berbat kara sabanını bırakıp şehre akın ediyor; fabrikaya bel bağlıyor. Korkarım ki, bir zaman sonra, koltuk altlarımızda top top kumaşla, çiftçi komşularımızın kapılarında, yiyeceğimiz ekmeğin buğdayını dileneceğiz...