Oysa modernizm her zaman Aydınlanma değerleri üzerinden tanımlanamayacağı gibi, modernist ideolojiler olarak ortaya çıkan liberalizm, sosyalizm ya da komünizm uygulamalarına bakıldığında da özgürlükçü ya da demokratik olmayan birçok özellik görülür. Maffesoli'ye göre modernizm epistemolojik bireyciliğin keşfidir. Dinî bireycilik Protestanlıkta, siyasi bireycilik ise Rousseau'nun toplum sözleşmesinde ortaya çıkmıştır
Elinizdeki çalışma da, AK Parti'nin ulus-devlete dair modernist İslâmcı stratejilerinin altını çizmesiyle bu çizgiye yakın durmaktadır. Burada bir parantez açarak İslâmcılık sözcüğünün yanına gelen "modernist" tamlayanının farklı ideolojik duruşlardan farklı tepkiler almaya gebe olduğuna değinilebilir. Modernizm salt Aydınlanma değerleri ile tanımlandığında, islâmcılığın, modernist olarak tanımlanmak için yeterince rasyonel, özgürlükçü veya demokratik olmadığını öne sürenler olacaktır.
Dönüşümün etkileri akademik çalışmalara da yansımış "dinî hareketlerin modern hayata alternatif geliştirmeleri"ne değil, "dinlerin modernlikle kurduğu farklı ilişkiler ve ortaya çıkardıkları farklı sentezler"e odaklanılmaya başlanmıştır.
Bu dönem Türkiye'de de, sisteme karşı daha muhalif görünen Milli Görüş geleneğinden, o dönem için daha "ılımlı" olarak tanımlanan AK Parti çizgisine geçildiği dönemdir.
gerek siyasi dinî hareketler, gerekse yeni dinsellikler sekülerleşme/desekülerleşme tezleri bağlamında heyecan verici genişlikte yeni felsefi, psikolojik, sosyolojik tartışma alanları açmışlardır.
Çalışmanın din ve ulusal kimlik konuları olmak üzere iki ana ayak üzerine inşa edildiği söylenebilir.
Siyasi gündemi Türkiye kadar hareketli olan bir ülkede, hâlen iktidarda bulunan bir parti üzerine akademik çalışma yürütmek, hiç durmayan bir trene binmeye çalışmak gibi yorucu olmasının yanı sıra, analizlerin kalıcılığına dair riskler de barındırmaktadır. Nitekim kitabın ele aldığı Kasım 2002 - Kasım 2013 döneminden baskıya kadar geçen sürede incelenen örneklerle ilgili birçok yeni gelişme yaşanmış ve bazı kaçınılmaz değinmeler dışında bunlar kitaba dâhil edilmemiştir. Çalışmanın en büyük gayesi bu gelişmelerin en azından bazılarının kitaptaki analizler ışığında okunmasının mümkün olması ve iktidar-ulusal kimlik-din ilişkisine dair geçici bir örnek üzerinden kalıcı bir model sunulabilmesidir.
Türkiye, 21. yüzyıla, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002'deki büyük seçim başarısının da etkisiyle yoğun bir biçimde din konusunu tartışarak girmiş ve geçen süre zarfında dinin mağdur bir kimlik siyasetinin belirleyeni olmaktan, mağrur bir ulusal kimliğin önemli bileşeni olmaya doğru yolculuğuna şahit olmuştur.