Gelen sıkıntılara, olumsuzluklara iyi bir ev sahibi olmana gerek yok. Yol ver gitsinler.
Yolu biliyordu da kendini o yola bir türlü sokamıyordu bazen insan. İnsanın hayata bakışı, durmayı tercih ettiği yere göre değişip şekilleniyordu.
Yaşanan bir anın gölgesi, tüm ömrü kaplayacak kadar geniş oluyordu bazen.
Her yaşam birkaç ukde, biraz keşke taşır içinde.
Ateşte defalarca dövülen demire verilen soğuk suyun, demiri şekillendirip sağlamlaştırması gibi, insanın yüzündeki izler de sakladıkları da onu şekillendirip sağlamlaştıracak.
Tökezleyecek insan, düşecek bazen de. Sonra ne kadar zor olsa da kalkıp silkeleyecek üstünü başını.
Bazen yanlış veya hata denilen şeylerin doğru zamanda yapılması, doğru yolun kapısını açabiliyordu.
Kiminin boynuna asılı bir değirmen taşı, kiminin de ayağını yerden kesen bir uçan balondu yaşam.
Yaradan, akıl ve kalp bahşetmişti insana; iyiyle kötüyü, doğruyla yanlışı ayırabilsin diye. İnsanın bu armağanı görmezden gelmesi, bu armağanı şiddetten, cehaletten ve yaşamı yok etmekten yana kullanmayı seçmesi ne büyük israf, ne büyük günah, ne büyük ihanetti..
Söyleneni duymak kolaydı. İnsanın susarak anlattıklarını duymak değil miydi zaten marifet.
Kendi kalbinin sahibi değildi insan, emanetçisiydi. Onu özenle tutacak, hak ettiği değeri verecek birine verene kadar taşıyan koruyucusuydu. Yaşam boyunca bilerek ya da bilmeyerek bu emaneti teslim edebileceği doğru kişiyi arıyordu insan.
Yaşadığı zorluklar, sıkıntılar, engeller insanın ruhunu ve yüreğini parlatan, değerli bir inciye dönüştüren fırsatlar değil miydi zaten?
Acılarından öğreniyor hayatı insan, kalp kırıklarından. Akan gözyaşlarından, kanayan yaralarından öğreniyor. Üstelik en çok da kırıklarını kendi kendine sararken, yaralarına kendisi üflerken, gözyaşlarını tek başına silerken öğreniyor.
Oysa giden kendi istediği için, kendi arayışları için gidiyordu. Bu gidiş kalanın daha değersiz veya daha yetersiz olduğu anlamına gelmiyordu. Şimdi bunun için suçluluk duymak yerine, bundan sonrası için ne yapacağını planlamalıydı.
Gözlerine ve kalbine, ne zaman çekildiğini bilmediği perde, indi birden ve kadın işte o zaman gerçekten gördü.