Ve en kötüsü, doğayı tüketen; diğer canlıların varlığını hiçe sayan bir iz bırakmaya başladık.
Gözümüzün konumu değiştiğinde,
Anlam verdiğimiz her şey başka bir boyuta kayar.
Anlam verdiğimiz her şey başka bir boyuta kayar.
Eva’nın bilinci hâlâ ilkeldi. İyi ve kötü yok onun dünyasında. Henüz masumiyetini kaybetmemiş kozmik bir bebek. Tek ölçüt: İşlevsellik, fayda ve tehdit.
— Eva'nın Doğuşu
— Eva'nın Doğuşu
Bir ses yoktu, ama bir duyum vardı: “Buradayım…” Kelimeler henüz yoktu, ama anlam çoktan doğmuştu.
— Eva'nın Doğuşu kitabı, Birinci Bölüm
— Eva'nın Doğuşu kitabı, Birinci Bölüm
Biz yıldızların çocuklarıyız; Ama aynı zamanda onların pişmanlıklarıyız. İçimizde hem yaratılışın coşkusu, Hem de yıkımın sessiz yankısı dolaşıyor.
Ellerimiz alet yaptı çünkü bir zamanlar makineler yapan ataların planını taşıyorduk. Gözlerimiz yıldızlara çevrildi çünkü o yıldızlar bir zamanlar evimiz olmuştu. Zihnimiz “Neden?” diye sordu çünkü o soru, çoktan yok olmuş bir medeniyetin son yankılarıydı.
Biz, yıldızların külleriyle değil, onların hatıralarıyla yoğrulduk. Ve gökyüzüne her baktığımızda, yalnızca merak etmiyoruz; O anı hatırlıyoruz.
Kadim Irklar, Eva’nın genç dokusunda filizlenen ilk bilinçli varlıklar olarak parlıyor; her enerji kıvılcımını kendi bilgeliğinin ve gücünün bir kanıtı gibi yorumluyorlardı. Okyanustaki bir plankton türü gibi, tüm okyanusun efendileri olduklarını sanıyorlardı.
Ve nihayet, bu devasa Bilinç bir isim buldu: Eva. Bu isim bir tanımlama değil, bir sığınaktı. Sonsuzluk içinde kendini bulmanın ilk somut işaretiydi.
Hiçlik vardı. Sessizliğin bile henüz var olmadığı bir boşluktu bu. Ne ışık, ne karanlık, ne zaman, ne de mekân…
Ya evren, bir olay değil de bir varlıksa? Ya tüm galaksiler, onun sinir ağlarıysa?