Hayal kurmanın, özümüzü aramak olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım.
Hayal kurmaya en iyi kitaplarla başlanır. Romanlar, acemilere müthiş yardımcı olur. Kendilerini kitaba kaptırmayı, büsbütün roman kahramanlarıyla yaşamayı öğrenmekle, ilk adımı atmış olurlar. Ailemizi ve yaşadığı mutsuzlukları içimizi daraltan birer budalalık gibi görmeye başladıysak, aşama kaydetmişiz demektir.
Çaba göstermek boşunadır, ama bizi oyalar. Akıl yürütmeler asla bir sonuca varmaz, ama eğlencelidir. Sevmek bir karın ağrısıdır, ama belki de sevmemekten iyidir. Buna karşılık hayal, her şeyin yerini tutabilir. Gerçek bir çaba yokken, çaba fikrini barındırabilir.
İnsan, yarın da savsaklayabileceği bir şeyi, kesinlikle bugün yapmamalıdır.
Seni hayata bağlayan,” dedi bana, “ne var ki? Aşkın seni istediği yok, şan peşinden koşmuyor, kudret ise yanına bile uğramadı. Miras aldığın ev bir harabeydi. Sana bırakılan toprakların ilk ürünlerini çoktan don vurmuş, güneş ise vaatlerini çoktan yakıp kavurmuştu. Bahçendeki kuyular hep kördü. Havuzlarındaki yapraklar sen daha göremeden solup gitmişti. Ayrıkotları ağaçların altını, hiç yürümediğin patikaları, yolları kaplamıştı.
“Ocağında,” dedi bana, “ateş yok: Öyleyse ocağı ne yapacaksın? Evinde,” dedi, “ekmek yok: Masan olmuş, ne yazar? Hayatında,” dedi, “dost nedir bilmedin: Yaşamanın nesinden keyif alırsın ki bu halde?”
“Ben,” dedi, “sönmüş ocakların ateşi, boş masaların ekmeği, yalnızların, anlaşılmamışların sadık yoldaşıyım. Bu dünyada eksik olan saadet, karanlık krallığımın kıvancıdır.
“Ben,” dedi, “sönmüş ocakların ateşi, boş masaların ekmeği, yalnızların, anlaşılmamışların sadık yoldaşıyım. Bu dünyada eksik olan saadet, karanlık krallığımın kıvancıdır.
Değmez hiçbir şeye, hiçbir şeye değmediğini bilmenin ne kadar hoş olduğunu bilmenin dışında...
Sadece hayal gücü çok zayıf olan insanlar, bir şeyler hissetmek için yer değiştirmeye ihtiyaç duyar.
Benden daha az çatık kaş, kötü muamele görmüş, azar işitmiş insan herhalde enderdir.
Hayat, bilincine varsak çekilmez hale gelirdi. Neyse ki buna kalkışmıyoruz bile.
Gördüğüm beni yanıltabilir, ama bir parçam değildir. Okuduğum hoşuma gitmeyebilir, ama onu yazmış olmaktan pişmanlık duymama gerek yoktur. Her şey ne kadar da acı geliyor eksiksiz bir düşünme bilinciyle düşününce...
Hayat bir savaştır, sonuç olarak her çatışma hayatın bir sentezidir.
Çocukluğumun yitip gitmesi değil ağladığım; çocukluğum da dahil her şeyin yitip gitmesi.
En yalın haliyle insana baktığımda, bir kedi ya da köpek kadar bilinçsiz olduğunu görüyorum; konuşması da bambaşka bir bilinçsizliğin ürünü; toplumlar kuruyorsa bu da gene, karıncalarla arıların toplumsal hayatta sergilediği bilinçten her bakımdan geri kalan, apayrı bir bilinçsizliğin oyunu.
Ne biçim bir karmaşa bu bendeki! Bir şeyi hatırladım sandığımda, aslında başka bir şey düşünüyorum; görüyorsam bilmiyorum ve en iyi dalgınken görüyorum.
...kendimi öyle çok anlattım ki sonunda varlığım tükendi, mürekkep niyetine ruhumu kullandım ben de, hem zaten başka bir işe yaramıyor. Ama heyecan söndü bile, tekrar boyun eğiyorum. Kendimdeki bene geri dönüyorum, bir hiç olsa bile. Ve gözyaşsız yaşlara benzeyen bir şey donup kalmış gözlerimi yakıyor, var olmamış bir sıkıntıya benzeyen bir şey kupkuru boğazıma oturuyor.
Uykusuz bir gecenin ardından sevilecek bir tarafımız kalmaz. Uykumuz kaçtıkça, bizi insanlaştıran bir şeyleri de yanında götürmüştür. Gizli bir öfkede yüzmekteyizdir sanki, etrafımızı saran cansız havaya bile sinmiştir bu.
Yanılıyordu Vergilius denen şair. En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak, düşünmemektir.