Inceleme
İnsan Zihninin Labirentinde Bir Yolculuk
Cumartesi ve pazarımı alan sürükleyici bir kitap yazmış Iain Reid...
İnsan bazen bir kitabı bitirdiğinde ne hissettiğini tam olarak kelimelere dökemez. benim için tam olarak böyle bir kitaptı. İlk sayfalarda sıradan bir yol hikâyesi okuyormuş gibi hissettim. Ancak sayfalar ilerledikçe, her cümlede büyüyen bir huzursuzluk beni kitabın içine daha da çekti. Okurken sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissediyor ama bunun ne olduğunu bir türlü çözemiyorsunuz. Sanırım kitabın en güçlü yanı da bu.
Yazar, korkuyu alıştığımız şekilde yaratmıyor. Ortada canavarlar ya da kanlı sahneler yok. Bunun yerine insan zihninin karanlık köşelerini, yalnızlığı, pişmanlığı ve insanın kendi düşüncelerinin içinde kayboluşunu anlatıyor. Kitabın atmosferi öylesine güçlü ki bazı bölümlerde ben de karakterlerle birlikte o rahatsız edici sessizliğin içinde yolculuk ediyormuş gibi hissettim. Özellikle final bölümü beni hem şaşırttı hem de uzun süre düşündürdü. Kitabı kapattıktan sonra başa dönüp bazı ayrıntıları yeniden hatırlama ihtiyacı hissettim.
Bununla birlikte, bu kitabın herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Hikâye oldukça yavaş ilerliyor ve olaylardan çok karakterlerin düşüncelerine odaklanıyor. Ayrıca anlatım zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Eğer her sorunun net bir cevabı olsun isteyen bir okursanız, kitap sizi biraz zorlayabilir. Fakat psikolojik gerilimden hoşlanıyor, sembollerle örülü anlatıları seviyor ve okurken düşünmeyi tercih ediyorsanız oldukça etkileyici bir deneyim sunuyor.
Benim için bu kitap sadece bir gerilim romanı olmadı. Aynı zamanda insanın zihniyle, yalnızlığıyla ve geçmişiyle kurduğu ilişkinin ne kadar karmaşık olabileceğini gösteren güçlü bir eserdi. Kolay okunan ama kolay unutulan kitaplardan biri değil. Bitirdikten sonra bile zihnimde yaşamaya devam etti. Bence en başarılı kitaplar da tam olarak bunu başarabilenlerdir. Keyifli okumalar:)
İnsan Zihninin Labirentinde Bir Yolculuk
Cumartesi ve pazarımı alan sürükleyici bir kitap yazmış Iain Reid...
İnsan bazen bir kitabı bitirdiğinde ne hissettiğini tam olarak kelimelere dökemez. benim için tam olarak böyle bir kitaptı. İlk sayfalarda sıradan bir yol hikâyesi okuyormuş gibi hissettim. Ancak sayfalar ilerledikçe, her cümlede büyüyen bir huzursuzluk beni kitabın içine daha da çekti. Okurken sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissediyor ama bunun ne olduğunu bir türlü çözemiyorsunuz. Sanırım kitabın en güçlü yanı da bu.
Yazar, korkuyu alıştığımız şekilde yaratmıyor. Ortada canavarlar ya da kanlı sahneler yok. Bunun yerine insan zihninin karanlık köşelerini, yalnızlığı, pişmanlığı ve insanın kendi düşüncelerinin içinde kayboluşunu anlatıyor. Kitabın atmosferi öylesine güçlü ki bazı bölümlerde ben de karakterlerle birlikte o rahatsız edici sessizliğin içinde yolculuk ediyormuş gibi hissettim. Özellikle final bölümü beni hem şaşırttı hem de uzun süre düşündürdü. Kitabı kapattıktan sonra başa dönüp bazı ayrıntıları yeniden hatırlama ihtiyacı hissettim.
Bununla birlikte, bu kitabın herkese hitap edeceğini düşünmüyorum. Hikâye oldukça yavaş ilerliyor ve olaylardan çok karakterlerin düşüncelerine odaklanıyor. Ayrıca anlatım zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Eğer her sorunun net bir cevabı olsun isteyen bir okursanız, kitap sizi biraz zorlayabilir. Fakat psikolojik gerilimden hoşlanıyor, sembollerle örülü anlatıları seviyor ve okurken düşünmeyi tercih ediyorsanız oldukça etkileyici bir deneyim sunuyor.
Benim için bu kitap sadece bir gerilim romanı olmadı. Aynı zamanda insanın zihniyle, yalnızlığıyla ve geçmişiyle kurduğu ilişkinin ne kadar karmaşık olabileceğini gösteren güçlü bir eserdi. Kolay okunan ama kolay unutulan kitaplardan biri değil. Bitirdikten sonra bile zihnimde yaşamaya devam etti. Bence en başarılı kitaplar da tam olarak bunu başarabilenlerdir. Keyifli okumalar:)
İnsanlar dayanma gücünden söz ederler. Her şeye göğüs gerip yola devam etmekten, güçlü olmaktan. Ama bunu sadece yalnız olmayanlar yapabilir. Hayatın altyapısı budur. Başkalarıyla yakınlık. Yalnız başına hayat, yalnızca dayanıklılık mücadelesine dönüşür.
ilk kez, ölümün farklı aşamaları olduğunu düşünüyorum. Her şeyin farklı aşamaları, seviyeleri olduğu gibi; hayatta olmanın, âşık olmanın, sadık olmanın, emin olmanın.
Tek amacımız seks olsa bir kişiyi seçip onunla evlenmezdik. Yeni partnerler bulmaya devam ederdik. Birbirimize sadakatle bağlanmamızın pek çok nedeni olduğunu biliyorum ama düşündükçe, uzun ilişkilerin birini tanımakla ilgili olduğuna daha fazla inanıyorum. Birinin beni tanımasını, gerçekten yakından tanımasını, hatta zihnimden geçenleri bile bilmesini istiyorum.
Kendimize her zaman mutlu olmamız gerektiğini söyledikçe ve mutluluk kendi başına bir amaca dönüştükçe durum kötüleşiyor.
Üzüntü ve mutluluk birbirlerine ihtiyaç duyarlar. İkisi de var olmak için birbirine muhtaçtır
“Yaşları kaç olursa olsun çoğu insanın alelacele evlenmesinin ve boktan ilişkileri sürdürmesinin nedenlerinden biri de, yalnız başlarına rahat edememeleri bence.”
“Yani sence yaşlanmak güzel, öyle mi?” “Evet. Öncelikle kaçınılmaz bir şey. Gençliğe aşırı saplantılı olduğumuz için bize olumsuz geliyor, hepsi bu.”
Dünyanın en çekici şeyi, özgüven ve özfarkındalığın karışımıdır. Bunların doğru miktarlar da birleşmesi yani. İkisi de gereğinden fazla olduğunda işe yaramaz.
Varlığımın anlamı, hayatın bana bir soru sormasıdır.
Veya, tam tersine, ben dünyaya sorulmuş bir soruyum ve cevabımı vermem gerekiyor, yoksa dünyanın vereceği yanıta mecbur kalırım.
Veya, tam tersine, ben dünyaya sorulmuş bir soruyum ve cevabımı vermem gerekiyor, yoksa dünyanın vereceği yanıta mecbur kalırım.
Yaşadığım ilişkilerin çoğu son kullanma tarihi gelen kutu sütler gibiydi. Belli bir noktadan sonra ekşiyorlardı. İnsanı hasta edecek kadar değil, tatlarının değiştiğini belli edecek kadar.
Okumak için zaman ayırmaya çalışırım, öykünün içine girmeyi severim. Yiyip içerken bir şeyler okumayı sevmem.
Ama beni en çok sinir eden, okumuş olmak için okumak.
Aramızda gerçek bir bağ, ender rastlanan yoğun bir çekim var. Daha önce böyle bir şey yaşamadım hiç.
“Bazen düşünceler gerçeğe eylemlerden daha yakındır. Her istediğini söyleyebilirsin, her istediğini yapabilirsin ama her istediğini düşünemezsin.”
Dile getirilmemiş bir düşünce sahte bir düşünce midir?