Gittiği en büyük uzaklık evinden işi olanlara ne âşk, ne özgürlük ne de barış anlatılabilirdi...
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.
Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.
Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım.
Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını.
Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını.
Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben.
Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep.
Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde.
Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde.
“Ömrümden öteye taşıdığım çocuk… Ya sen bu ülkede doğmasaydın, ya ben aşkı herkes gibi bilseydim.”
“İlk kez kazandığını görüyordum sevginin.
Hilesiz hesapsız bir dönüş olunca ağır korkuyu yenebilmişti.”
Hilesiz hesapsız bir dönüş olunca ağır korkuyu yenebilmişti.”
“Bir insanın koynunda saatlerce yürümenin mümkününü gördüm.
Dünyanın hiçbir parçası üzerinde böyle hazla durmamıştım.”
Dünyanın hiçbir parçası üzerinde böyle hazla durmamıştım.”
“Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.”
“İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.”