Herhalde doğmadan önce çok kötülük ettik, ya da öldükten sonra çok büyük bir mutluluk tadacağız ki, Tanrı bu yaşamın kefaretinin tüm işkencelerle, tüm acılarla ödenmesine izin verebiliyor.
Daha dün ruhlarının yalnızlığında hasta odalarının loşluğunda çabucak ölmeyi arzulayanlar, başkalarının yaşamını ve mutluluğunu görünce nasıl da yaşamak istiyorlar?
Mutlu olduğunu bilmeyen ne kadar mutlu insan var!
Yaşam bu aşkın alışkanlığı gibi bir alışkanlığa kapıldı mı bu alışkanlık yaşamın öbür dayanaklarını da kırmadan ko-pamazmış gibi gelir insana.
Hey gidi gençlik! İçten sevgileri kuşkulu sevgiler için gözden çıkarırsınız hep,
Bir kadını sevmek ne demektir, bilirsiniz, günler nasıl kısalıverir, insan kendini ne sevdalı bir tembelliğe bırakır, bilirsiniz. Şiddetli, güvenli, paylaşılmış bir aşktan doğan şu her şeyi unutmayı bilmez değilsiniz. Sevilen kadın olmayan her varlık, gereksiz bir varlık gibi görünür. Daha önce yüreğinin bazı parçalarını başka kadınlara attığına pişman olur insan, ellerinde tuttuğu elden başka bir el sıkmayı olanaksız bulur.
Çevresindeki şeylere ne kadar ilgisiz olursa olsun, sevilen kadın erkeklerin ve nesnelerin yakınlığında kokusundan ve birliğinden bir şeyler yitiriyormuş gibi gelir insana.
(...) bu kötü düşünceleri atın kfanızdan, gülmeye bakın; yaşam çok güzeldir dostum, ardıdan baktığınız cama göre değişir, (...)
Yürekleriyle ya da duyularıyla severler. Çoğu zaman bir kadın yalnızca duyularının buyruğunu yerine getirmek için sevgili bulur, sonra, hiç ummamasına karşın, madde dışı aşkın gizine varır, yalnız yüreğiyle yaşar artık; çoğu zaman da bir genç kız, evlilikte iki arı sevginin birleşmesinden başka bir şey aramazken, bedensel aşkın, ruhun en temiz izlenimlerinin bu güçlü sonucunun gizine erişir.
Arı bir genç kızın aşkını kazanmak, ona aşkın garip gizemini ilk gösteren insan olmak, büyük bir mutluluktur elbet, ama dünyanın en basit şeyidir. Saldırılara alışmamış bir yüreği fethetmek, savunmasız, açık bir kente girmektir. Görgü, görev duygusu, aile çok güçlü bekçilerdir, ama sevdiği adamın ağzından doğanın ilk aşk öğütlerini, arı oldukları kadar da ateşli olan ilk aşk öğütlerini verdiği on altı yaşında bir kızın aldatamayacağı kadar uyanık bekçi yoktur.
Bir çocukluğu bir sevince dönüştürür insan çoğu zaman, bu sevinci yıkmak kötü bir şeydir, hele onu sürdürüp de duyanı daha bir sevinçli kılmak olanaklıyken.
(...) ben de bu kadın için acı çekmek isterdim, beni fazla çabuk kabul etmesinden, uzun bir bekleyiş ya da büyük bir özveriyle ödemek istediğim aşkı fazla çabuk vermesinden korkuyordum. Biz erkekler böyleyizdir; düşlerin duygulara bu şiiri bırakması, bedenin isteklerinin de ruhun düşlerine bu ayrıcalığı vermesi çok güzel bir şeydir.
İnsanın bilmediği bir acıyı yatıştırmadı her zaman güçtür,
Çocuk küçüktür, ama büyük adam onun içindedir; beyin daracıktır, ama düşünceyi içine alır; göz bir noktadan öte bir şey değildir, ama fersah fersah uzamları kucaklar.
Kötülük bir hiçten öte bir şey değil, iyiliğin gururunu taşıyalım, her şeyden önce de umudumuzu yitirmeyelim.
İyiliği eğitim yoluyla öğrenememiş bir kadının önünde, iyiliğe giden iki yol açar Tanrı; hemen her zaman böyledir: Biri acı, biri de aşktır bu yolların.
Gerçekten de, günahın yaşlılığı kadar hüzün verici şey mi vardır? Hele bir kadında! En ufak bir onur içermez, en ufak bir ilgi uyandırmaz.
Bana kalırsa, bir dil ancak iyice öğrenildikten sonra konuşulabildiği gibi, roman kahramanları da insanlar iyice incelendikten sonra yaratılabilir.