Inceleme
Yalnızlık Zamanında Aşk: Samimi Bir Hesaplaşma
Paul Verhaeghe’nin Yalnızlık Zamanında Aşk kitabı, aşk konusuna dair kalıplaşmış övgülerin çok uzağında, adeta zihnimizin karanlık depolarına el feneri tutan bir eser. Yazar, üç denemeden oluşan bu kitapta Freud ve Lacan’ın kavramlarını ustaca kullanarak aşkın toplumsal doğasını, özellikle de postmodern çağın getirdiği yalnızlık ve yabancılaşma içinde aşkı sorguluyor.
Eserin en güçlü yanı, aşkı sadece romantik bir duygu olarak değil, karmaşık bir dürtü ve arzu dinamiği olarak ele alması. Verhaeghe, özellikle İmkânsız Çift ve Kaçışan Babalar denemelerinde, modern ilişkilerin altında yatan nevrotik yapıları ve Oedipus kompleksinin günümüzdeki yansımalarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, modern dünyada zevk almanın neredeyse bir zorunluluk haline gelmesinin yarattığı can sıkıntısı, kaygı ve öfke gibi duyguları da acımasızca teşhir ediyor. Bu açıdan, günümüzün “fast food” tarzı aşk kitaplarına karşı gerçek bir panzehir niteliğinde.
Ancak kitabın, özellikle psikanalizle arası olmayan okurlar için zorlu bir okuma olabileceğini de söylemek gerek. Verhaeghe’nin dili zaman zaman oldukça teknikleşiyor ve psikanalizin kendine özgü jargonu, anlatılanların derinliğini hissetmeyi zorlaştırabiliyor. Ayrıca, yazarın toplumsal cinsiyet ve ilişkiler üzerine yaptığı bazı genellemeler, özellikle günümüz okuyucusu için kaba veya klişe gelebiliyor.
Tüm bunlara rağmen, Yalnızlık Zamanında Aşk aşka ve ilişkilere dair ezberleri bozmak isteyenler için vazgeçilmez bir rehber. Verhaeghe, kitabın sayfaları arasında okuyucuya hazır cevaplar sunmak yerine, doğru soruları sormayı ve bu soruların cevaplarını kendi içimizde aramayı teşvik ediyor. Eğer aşkı büyülü bir peri masalı olarak görmekten sıkıldıysanız ve bu duygunun psikolojik, toplumsal hatta politik arka planını merak ediyorsanız, bu kitabı seveceksiniz. Zira Verhaeghe, aşkın toplumsal doğasını en ince ayrıntısına kadar analiz ederken, aynı zamanda bizi çağımızın yalnızlığıyla da yüzleştiriyor.Keyifli okumalar:)
Yalnızlık Zamanında Aşk: Samimi Bir Hesaplaşma
Paul Verhaeghe’nin Yalnızlık Zamanında Aşk kitabı, aşk konusuna dair kalıplaşmış övgülerin çok uzağında, adeta zihnimizin karanlık depolarına el feneri tutan bir eser. Yazar, üç denemeden oluşan bu kitapta Freud ve Lacan’ın kavramlarını ustaca kullanarak aşkın toplumsal doğasını, özellikle de postmodern çağın getirdiği yalnızlık ve yabancılaşma içinde aşkı sorguluyor.
Eserin en güçlü yanı, aşkı sadece romantik bir duygu olarak değil, karmaşık bir dürtü ve arzu dinamiği olarak ele alması. Verhaeghe, özellikle İmkânsız Çift ve Kaçışan Babalar denemelerinde, modern ilişkilerin altında yatan nevrotik yapıları ve Oedipus kompleksinin günümüzdeki yansımalarını çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Kitap, modern dünyada zevk almanın neredeyse bir zorunluluk haline gelmesinin yarattığı can sıkıntısı, kaygı ve öfke gibi duyguları da acımasızca teşhir ediyor. Bu açıdan, günümüzün “fast food” tarzı aşk kitaplarına karşı gerçek bir panzehir niteliğinde.
Ancak kitabın, özellikle psikanalizle arası olmayan okurlar için zorlu bir okuma olabileceğini de söylemek gerek. Verhaeghe’nin dili zaman zaman oldukça teknikleşiyor ve psikanalizin kendine özgü jargonu, anlatılanların derinliğini hissetmeyi zorlaştırabiliyor. Ayrıca, yazarın toplumsal cinsiyet ve ilişkiler üzerine yaptığı bazı genellemeler, özellikle günümüz okuyucusu için kaba veya klişe gelebiliyor.
Tüm bunlara rağmen, Yalnızlık Zamanında Aşk aşka ve ilişkilere dair ezberleri bozmak isteyenler için vazgeçilmez bir rehber. Verhaeghe, kitabın sayfaları arasında okuyucuya hazır cevaplar sunmak yerine, doğru soruları sormayı ve bu soruların cevaplarını kendi içimizde aramayı teşvik ediyor. Eğer aşkı büyülü bir peri masalı olarak görmekten sıkıldıysanız ve bu duygunun psikolojik, toplumsal hatta politik arka planını merak ediyorsanız, bu kitabı seveceksiniz. Zira Verhaeghe, aşkın toplumsal doğasını en ince ayrıntısına kadar analiz ederken, aynı zamanda bizi çağımızın yalnızlığıyla da yüzleştiriyor.Keyifli okumalar:)
Freud'a göre, her erkeğin hayatında üç kadın vardır: Onu taşıyan, onu içine alan ve onu yok eden. Her üçü de annedir: kendi annesi, çocuklarının annesi ve onu geri alacak olan toprak ana.
Her arzu, bir başka kişiye, -o kişinin ister lehine ister aleyhine olsunı- odaklanır, ondan bağımsız değildir.
Mümkün olabilecek dünyaların en iyisi, burada! Hemen! Şimdi !
Geçmişte bir otoritenin daha yük sek bir ideali temsil ettiği ve bu otoritenin kullanımının yalnızca bu ideali gerçekleştirmeyi amaçladığı varsayılırken, şimdi iktidara sahip birinin yalnızca kendi çıkarını gözettiği düşünülmektedir.
Kral sadece çıplak değil, aynı zamanda suçludur da.
... erkek her zaman kendini kanıtlama ihtiyacı hisseder: "Guinness Rekorlar Kitabı" histerisi tipik bir erkek hastalığıdır.
...çocuk basitçe biçimlendirilecek pasif bir varlık değil, kendi öngörülemeyen katkıları olan aktif ve etkileşimli bir insandır.
hepimiz yaşamımız boyunca kaybolan diğer yarımızı ararız.
... teknik bir boyuta indirgemek, cinselliğin, uyarılmadan orgazma kadar göbek ile diz arasında yer alan bir ihtiyaçtan başka bir şey olmadığı flkri, cinsel özgürleşmenin tipik bir erkek versiyonuydu. Ardından seks, tabiri caizse asıl amacın sadece gol atıp puan kazanmak olduğu bir performansa dönüştürüldü.
Günümüzde ortalama bir erkek, her türlü seks içerikli video eğitimi, bilgisayar uygulamaları vb. ile bir tekno-aşık olarak yetişmektedir.
Erkeğin fallusla meşguliyeti, ortalama bir kadının fallusa, bu sanat eserine atfettiği önemin eksikliğiyle taban tabana zıttır.
...fizyolojik ve cinsel tepkileri açısından erkekler ve kadınlar kıyaslanabilir olsa da, hala iki önemli fark olduğunu keşfetmişlerdir. Birincisi, kadın potansiyel olarak birden fazla kez orgazm olabilir ve sevişirken birkaç kez doruğa ulaşabilir; buna karşılık, bir erkek orgazma ulaştığında bir kez boşalır. İkincisi, cinsel tepki döngüsünün eğrisi tüm erkekler için yaklaşık olarak aynıdır (uyarılma, boşalma, geçici iktidarsızlık), ancak bu durum kadınlarda oldukça değişkendir. Başka bir deyişle, erkekler sıkıcı, monoton yaratıklarken, kadınlar öyle değildir.
Ünlü bir kadın dergisinin "kadın okurları" üzerine yaptığı bir anketin ardından, bir okurun seks için haftada ortalama otuz üç dakika harcadığı -ki bunun on sekiz dakikası ön sevişme, on beş dakikası da cinsel birleşme- sonucuna ulaşıldı.
Eski ölümsüz aşk beklentileri artık geçerliliğini yitirmiş; aşk, sadece "bir süre devam eden" ya da "gittiği yere kadar giden" bir şey biçimini almıştır.
insan ilk mezarı kazıp bir başkasını o mezara gömdüğünde insan olmuştur.