"Hem karımı seviyorum hem İncilâ Hanım'a aşık oldum.
Tuhaf, hastalıklı bir durum.
Doğaldır.
Ben de sağlam ayakkabı değilim.
Tuhaf, hastalıklı bir durum.
Doğaldır.
Ben de sağlam ayakkabı değilim.
İncilâ Hanım güzel bir kadındı.
Bu yetmez.
Güzel var, güzel var.
Bazısı kenarın dilberi olur, ağzında sakız; kimisi asaletin simgesi olur, resmini yap, duvara as.
Duvardaki resmin bana ne faydası var, deme kardeşim; bakarsın resimden serpilen asalet sana da bir miktar nasip olur.
Bu yetmez.
Güzel var, güzel var.
Bazısı kenarın dilberi olur, ağzında sakız; kimisi asaletin simgesi olur, resmini yap, duvara as.
Duvardaki resmin bana ne faydası var, deme kardeşim; bakarsın resimden serpilen asalet sana da bir miktar nasip olur.
"İşte bizim İncilâ Hanım'a hayran, menekşeli mektuplara tutkun postacımız da Büyük Hanım'ın himmetiyle bu büyük bahçeli ve güzel eve birçok kereler davet edilmiş; yemiş, içmiş, konuşmuş; İncilâ Hanım ile Ahmet Bey'i epeyce tanımıştır.
"İncilâ balkona geçip hasır koltuklardan birine oturuyor; oturur oturmaz da bir sigara yakıyor. 'Yahu bu postacı bir garip bakıyor bana. Anlamıyorum.
Öyle hayran hayran.
Tamam anladık ama...
Ha! Evet. Ah canım.
Üzülüyor işte.
Kendi karısı kaçmış ya.
Benim de kocam yok ortalarda. Böyle elimde iki satırlık mektuplar. Anlıyor adam.
Ne durumdayım anlıyor.
Acaba anlıyor mu?
Öyle hayran hayran.
Tamam anladık ama...
Ha! Evet. Ah canım.
Üzülüyor işte.
Kendi karısı kaçmış ya.
Benim de kocam yok ortalarda. Böyle elimde iki satırlık mektuplar. Anlıyor adam.
Ne durumdayım anlıyor.
Acaba anlıyor mu?
"İncilâ, Ferit'in sesini hiç olmazsa telefonda duysaydı.
Hayır.
Aramadı.
Niçin aramadı?
Onu ben de bilmiyorum.
Hayır.
Aramadı.
Niçin aramadı?
Onu ben de bilmiyorum.
"Ama İncilâ Hanım'a da hayran olmuştu.
Bu 'hayran' kelimesi her an 'âşık' ile yer değiştirebilirdi.
Bu 'hayran' kelimesi her an 'âşık' ile yer değiştirebilirdi.
Antalyalıyım; baba tarafım Çerkes, anne tarafım Yörük :)
"Karşındaki bir insan, kavun değil ki koklayıp olmuş mu, olgunlaşmamış mı anlayasın.
Bu sebeple; 'Nerelisiniz' diye başlanır söze.
"Karşındaki bir insan, kavun değil ki koklayıp olmuş mu, olgunlaşmamış mı anlayasın.
Bu sebeple; 'Nerelisiniz' diye başlanır söze.
"Öyle ya her coğrafyanın, her iklimin kendi insanına hediye ettiği bir şahsiyet, bir özellik vardır.
Dağın adamı adımlarını kaldıra kaldıra atar; ovanın adamı ayaklarını sürüye sürüye gider ağır ve dalgındır.
Âhir ömründe bir güzellik yapmış olmanın iç ferahlatan ezgisini dinliyor.
Lütfun da hoş, kahrın da hoş, diyenlerden ol.
Yeryüzünde hiçbir şey olduğu gibi durmaz, değişir.
Sultan Süleyman'a kalmayan dünya sana bana mı kalacak?
Sultan Süleyman'a kalmayan dünya sana bana mı kalacak?
Bana kalırsa aşk; insanı ele geçiren, onu kuşatan bir büyülü fırtınadır.
O fırtınanın içine düştün mü artık senden bir şey kalmaz.
O fırtınanın içine düştün mü artık senden bir şey kalmaz.