Sahip olunan şeylerin anlamını yitirmesi değersizlik değil, sahtelikten arınmadır. 136.s.
Bir insanın seni affetmemesi, senin suçlu olmanla ilgili değildir. Bazen affetmemek, kendi kurduğu hayatın yıkılmaması içindir.
Sürpriz ortadan kalktığında, insanın varoluşsal titreşimi de sönmeye başlayacak. Çünkü insanı insan yapan şey, belirsizlikle kurduğu ilişkidir. Her şey netleştiğinde, anlam bulanıklaşır.
Bir noktadan sonra insan dünyayla kavga etmeyi bırakır. Çünkü kavga, hâlâ bir bağdır. Karşısında durduğun şeyi ciddiye aldığını, ondan bir şey beklediğini gösterir. Oysa bazı kopuşlar sessiz olur. Ne kapı çarpılır, ne cümle kurulur. İnsan sadece bir adım geri çekilir ve o adımın geri alınmayacağını bilir.
Zaman geçtikçe şunu fark edersin: Enkaz aslında seni yok etmeye çalışmıyordur. Sadece fazlalıkları alıyordur. Başkalarının beklentilerini, senin sandığın ama sana ait olmayan hedefleri, sırf tutarlı görünmek için taşıdığın cümleleri… Hepsi yavaş yavaş düşer. Geriye kalan şey hâlâ eksiktir ama en azından sahtelik barındırmaz.
Buradan sonra anlatacak bir şeyim yok. Çünkü bazı yerlerde kelime, gerçeği büyütmüyor. Ne yaşadığımı açıklarsam da etki etmez, neyi seçtiğimi söylersem pazarlığa açılır. O yüzden susuyorum. Bu susuş bir eksiklik değil, bir sınır. Artık kendimi ikna etmeye çalışmıyorum, kimseyi de. Yanlış anlaşılmak pahasına net kalmayı, yalnızlık pahasına eğilmemeyi, tamamlanmamış görünmek uğruna kendimle çelişmemeyi seçiyorum. Eğer bu konu bir yerde kesiliyorsa, sebebi bitmesi değil, buradan sonra ancak yaşanabilmesidir.
Artık var olmak yetmez, hep oluşmak gerekir. Hep daha fazlası, hep Daha yenisi. Bu görünmez bir zorunluluktur. Hareketsiz kalmak, geri kalmakla eş Değerdir. Ve bu yüzden kimse kendiyle baş başa kalamaz. Çünkü kendiyle kalmak, O büyük boşluğu duymaktır. Modern mahkumlar, geçmişin zincirlerinden değil, Geleceğe dair beklentilerin ağırlığından esirdir. Herkes daha iyi bir hayatın, daha doğru bir benliğin peşindedir. Ama “şimdi” hiçbir zaman yeterli değildir. Ve ironiktir ki, bu sonsuz ilerleme Fikri, İnsanı kendi, içinden uzaklaştırır. Kendi içini boşaltır. Çünkü mutluluk hedeften çok bir haldir. Ama biz onu Hep bir sonraki adımda ararız. Bir diploma, bir ev, bir evlilik, bir başarı...
İnsan ancak özgürleşirse gerçek mutlulukla tanışır. Mutlulukla özgürlük arasında görünmez Bağlar Var. Özgür değilsen asla mutlu olamazsın...
Bazen gitmek gerekir, Evet. Ama sırf Kaçmak için değil. Hazır bir bilinçle, geçmişi sindirmiş, kendini anlamış bir şekilde gitmek gerekir. Yoksa o gitmeler, sürüklenmeye döner. Ve sürüklenen insan, hiçbir kıyıda uzun süre barınamaz. O yüzden insanın önce bir yere değil, kendi içine seyahate çıkması gerekir. Tüm bunlar özgürlük mü, yalnızlık mı? Bilmiyorum, Fakat şu bir gerçek ki kendini tanımak yeniden kendinle bağ kurmak, bu soruyu da beraberinde birçok şeyi cevaplar karanlıklarını aydınlatır. Gitmek mi istiyorsun, yoksa Nihayet kendine dönmek mi?