İnsanın kendi kendini suçlaması içtendir, acıdır, bazen de öfke eseridir ama her zaman doğrudur.
Aşk geçer, saygı yeterince ısıtmaz. Oysa yaşam, oldum olası soğuktur...
Nedense bir adamı tanımlamakta tuhaf bir aceleciliğimiz vardır; yanımıza sokulan birine şöyle ya da böyle bir sıfat yakıştırmaya can atarız.
Ah, dostlarım, yaşam hiç de sizin bildiğiniz gibi değildir! Güçlüklerin çözümü öylesine kolay ki! Bilinçle yaşayan, eleştirel düşünen insanların sayısını artırın, bakın sonunda ne oluyor. Eğer halka gerekli eğitim verilebilse bu dünyada düzen yeniden kurulur, yeni yaşam biçimleri kendiliğinden filizlenir, inanın buna!
Ah, sizin şu nezaketiniz... Şimdi nezaketi bırakın da söyleyin bakalım: Siz “aydınlar” sözünden ne anlıyorsunuz?
“Aydınlar mı dediniz? Onlar çavdar çiçekleridir.”
“Aydınlar mı dediniz? Onlar çavdar çiçekleridir.”
İnsanın iç dengesinin bozulması ne demektir, bilir misiniz? Aklın duygularla çatışması sonucu ruhsal yapısı çarpıtılmış, amaçsız çırpınan ve acıyla sağa sola toslayan bir zavallı çıkar karşımıza…
Oysa dünyamızda uyumlu insan; aklı ile içgüdüleri bir bütünlük oluşturmuş, sağlıklı insandır. Eğilimleri birbirini engelleyen değil, destekleyen; yaşamdaki olgulara karşı uyumlu bir duyarlık gösteren dengeli bir varlık gereklidir bize. İstediğimiz insan yalnızca akıllı değil, iyi yürekli de olmalıdır; yalnız anlamakla kalmamalı, aynı zamanda her şeyi sezmeli, duyumsamalıdır.
Yaşamayı sevenimiz var mıdır, dersiniz? Yaşamayı sevmek mi? Sözü bile kulağınızı tırmalıyor, değil mi? Hayır, biz okumayı, tartışmayı severiz; gelecekle ilgili düş kurmaya bayılırız. Demek oluyor ki biz yaşamı platonik, döl vermeyen bir sevgiyle seviyoruz.
İnsanın cebinde parası olması yetmez, biraz da ruhunda soyluluk olmalı...
Yeryüzünde çocuklardan güzel ne var? Yok işte... Sence var mı?..
Yeryüzünde yalnız alçaklar değil, mert insanlar da yaşama hakkına sahiptir.
Kölelerin kanıyla beslenmiş insanların soyluluk taslamasından nefret ederim.