Yapan bendim ama yaptıklarıma yabancıydım.
Hiçbir yere varmadan, hiçbir şeyi anlamadan, sayısız sorunun kafamda birbirleriyle yarıştığı kendimi geride bırakarak, hayatın dışında, var olma olasılığını kaybetmiş bir hâlde ve hâlâ durmadan düşünüp, durmadan hissederek...
Konuşmak hep tökezlemekten, kaybolmaktan, yoldan sapmaktan, çıkmaz sokaklara girmekten ibaret. Dinlemek ise dosdoğru, dolambaçsız.
Düştüğünüz yer bir çukur olsa, geri tırmanabilirsiniz belki. Ancak bir kez ayağınız kayıp da uçurumdan düşmeye başlarsanız, hayata tekrar dönebilmek imkânsız. Düşüşe son verebilecek tek şey ölüm. Yine de ölene kadar yaşamaya devam etmek zorundasınız.
Ölüm, zamanın durup mekânın içinde geriye bir tek senin kalman gibi bir şey mi? Mekânın ve kendinin yok olup, sadece zamanın akması gibi bir şey mi?
Ölümün araya mesafe koyduklarıyla, yaşamın araya mesafe koydukları, yaşamın yakınlaştırdıklarıyla, ölümün yakınlaştırdıkları...