İnsan yaşlandıkça zaman hızlanıyor, sanki evren seni bitiş çizgisine itiyor gibi; gençlere, güçlü olanlara yer açmak, tarihteki kısa süren varlığını işaretleyip yoluna devam etmek için.
Eğer bir çocuk ebeveynlerini kaybederse, ona yetim denir. Bir adam karısını kaybederse, dul kalır. Ama bir ebeveyn çocuğunu kaybederse, ona ne denir? Bunun, kelimelerle tanımlanamayacak kadar büyük, korkunç ve ezici bir şey olduğuna inanmaya başladım. Hiçbir kelime o duyguyu anlatmaya etmez. Bu yüzden bunu dillendirmeyiz.
Doğum yapan kadınların vücudunun bir kimyasal salgıladığını duymuştum, böylece acılarını unutur ve bebekleriyle bağ kurabilirlerdi. Peki bebek ölü doğduğunda ne olur? O kimyasallar nereye gider? Ne işe yarar?
Tek çocuksanız ve yarı mahkum bir hayat yaşıyorsanız, kitaplar sadece sert kapaklar arasına sıkışmış sayfalardan fazlası olur. Sadece harflerin yan yana dizilip kelimelere dönüşmesinden ibaret değildirler.
Bulunamayacak birini aramak zor bir şey. Ama ondan daha zoru, annenin kalbindeki o boşluğu doldurmaya çalışmak.
Kader tam bir oyunbazdır. Tüm ipuçlarını önüne koyar ve senin onları bir araya getirip, daha önce anlamlandırmayı hayal bile edemediğin şeyleri çözüp çözemeyeceğini görmek ister.
Sevdiğim insanların ne kadar çabalasa da yalnızlığımı asla, en azından tam anlamıyla, anlamayacaklarını bilmek yoruyor beni. Ölmek, tek başıma yapmam gereken bir şey.