Alintilar Logo

ALINTILAR

📜

Halka Duyurulur

Yükleniyor...

⚜️

Hoş Geldin

Hesabın var mı?

❤️Ömür Boyu Ücretsiz ve Reklamsız Uygulama

I

Yeni Okur/Yazar

Ücretsiz katıl!

Kayıt Ol

🎉İlk 1000 Kullanıcımıza Ücretsiz Ömür Boyu Onay Rozeti

II
Deep Note - Dijital Kitaplık | Alıntılar
Kapak Fotoğrafı
Deep Note

Deep Note Premium

@deepnote

Kitap Kurdu
Yeni Üye
Okur
Premium

1K
18 Paylaşımlar
174 Dijital Kitaplık
4 Takipçi
4 Takip
❤️
Geleceğin belirsizliğini sevi­yorum. Neler olacağını önceden bildiğinde hayatın bir anlamı kalmaz benim için.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:58 0 görüntülenme
❤️
Güvence arayışı uyuşturucuların en bü­yüğüdür; günümüzün en kötü uyuşturucusu. O duygudan kur­tulduğunda pek çok şey gerçekleşmeye başlar.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:53 0 görüntülenme
❤️
Keşke zihnimi kapatıp ortamı unutabilsem.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:39 0 görüntülenme
❤️
Çok yorgunum . Bedenen değil . Zihnen . Yakında ara vermezsem önümüzdeki birkaç saat ya da gün zarfında kafayı tamamen yiyebilirim.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:36 0 görüntülenme
❤️
Güneşi göz ardı etme, çünkü GÜNEŞ fark edil­mek için parlayan gerçeğin kendisidir.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:18 1 görüntülenme
❤️
Müzik siyasetten daha güçlü. Başkanın ne dediğine bakma­dan önce bizi dinlerler.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 14:14 1 görüntülenme
❤️
Bu günlerde korkunç dürüst ola­bilirsin, fakat bu insanların içindeki belli bir kötülüğü tetikler.
Sifirdan Baslamak

Sifirdan Baslamak

Jimi Hendrix

0
25 MAY 2026 • 12:47 2 görüntülenme
❤️
Hipomaninin hipomanyak acısı...

Ferdydurke'nin temelinde çocukluğa özgü olgunlaşmamışlığın tohumlarının, yapraklarının, tomurcuklarının başlıca ve öldürücü acısı var, ya da gelişmenin ve gelişmeyi engellemelerin acısı ya da belki gerçek bir biçim oluşturamamanın acısı ya da benliğimizin başkaları tarafından oluşturulmasının acısı ya da fiziksel ve psişik şiddetin acısı
insanlar arasındaki ilişkilerin gerginliğinin ürettiği elektriklenmenin işkencesi
psikolojik sapmaların eğik, açıklanamayan acısı
çarpıklaşmanın, bükülmenin, ruhsal başarısızlığın ikincil önem taşıyan acısı
ihanetin sürekli acısı, yalanın acısı otomatizmlerin otomatik acısı
benzerliğin simetrik acısı ve simetrinin benzerliğe bağlı acısı sentezin analitik acısı ve analizin sentetik acısı ve belki bedenin parçalarının ve çeşitli organların hiyerarşisindeki bozukluğun işkencesi
masum çocukluğa dönüşün acısı kıçın, pedagojinin, skolastiğin ve öğrenimin avutulamaz masumluğun ve saflığın gerçekten uzaklaşmanın boş düşlerin, kuruntuların, düşe dalmaların, kurguların, budalalıkların
üstün idealizmin
alçak, karanlık ve gizli idealizmin
ikinci dereceden düşlerin acısı
ya da belki niteliksizliğin, küçülmenin garip acısı
aday olmanın acısı
ricada bulunmanın acısı
istemenin acısı
ya da yalnızca hem genel hem de özel güçsüzlük acısına yol açan insanın kendi gücünün üstünde bir çabanın ve gerginliğin acısı kendini beğenmişliğin ve reklamın acısı küçük düşmenin acısı büyük ve küçük şiirin acısı ya da ruhsal çıkmazın karışık işkencesi hilelerin, dolambaçların, yasak yöntemlerin acısı ya da daha çok, genel ve özel olarak yaş işkencesi demode olan şeyin acısı modern olan şeyin acısı yeni toplumsal sınıfların ortaya çıkmasının neden olduğu acı yarı aydınların acısı aydın olmayanların aydınların ve belki yalnızca küçük aydınların densizliğinin acısı
budalalığın
bilgeliğin
çirkinliğin
güzelliğin, çekiciliğin, sevimliliğin büyük acısı ya da belki tehlikeli bir mantığın ve tutarlı bir budalalığın işkencesi
kabak tadı vermenin acısı
öykünmenin ve durmadan yinelemenin can sıkıcı işkencesi
ya da hipomaninin hipomanyak acısı
anlatılamaz olanın anlatılamaz işkencesi
yüceleştirilmemiş ağrı
parmak ağrısı
tırnak ağrısı
kulak ağrısı
diş ağrısı
ilişkinin, bağımlılığın, iç içe girmenin, bütün acıların, bütün parçaların karşılıklı bağımlılığının işkencesi ve bir XVI. yüzyıl Fransız yazarının dediği gibi, kadınları ve çocukları saymazsak, yüz elli altı bin üç yüz yirmi dört buçuk başka işkencenin acısı var.
Temel, asıl işkenceyi hangi işkenceden oluşturmalı? Ve bütün yerine hangi parçayı almalı, sicili nasıl tutmalı bu acılar ve parçalar arasından neyi seçmeli? Kahrolası parçalar, demek ki sizden hiçbir zaman kurtulamayacağım. Ah, bu ne parça ve acı zenginliği! Köken, kaynak nerede öyleyse? Temel olarak metafizik ya da fizik, sosyolojik ya da psikolojik acıyı mı almalı? Ama yine de bunu yapmalıyım, yapmamazlık edemem; hem de buna mecburum; yoksa herkes benim amaçlarımın bilincinde olmadığımı ve topuğumun üstünde döndüğümü düşünecek. Ama bu koşullarda yapıtın doğuşunu acılarla değil de, neyle ilgili olduğuna bakarak sözlerle belirtmek ve anlatmak belki usa daha uygun olacaktır. Bu yapıt pedagoglara ve öğrencilere göre budala düşüncelere tepki olarak derin ve yüksek varlıklarla ilgili olarak çağdaş ulusal yazının başlıca önemli kişilerine ve eleştirinin en yetkin, koltuğu sağlam, en deneyimli temsilcileri için liseli genç kızlar için olgun insanlarla ve yüksek sosyeteden insanlarla ilgili olarak zarif, kibar, kendine tutkun, güzelden anlayıp güzeli seven, kültürlü, yetkili insanlarla ilgili olarak yaşamın yetiştirdiği insanları düşünerek kültür elçisi hanım teyzelere bağımlı olarak
dürüst burjuvalara göre toprak sahipleri için ufukları dar küçük taşra doktorlarını, mühendisleri ve küçük memurları düşünerek ufukları geniş yüksek memurları, büyük doktorları ve avukatları düşünerek
doğuştan gelme ya da başka türlü aristokrasiye göre halk için yaratılmıştır.
Belki, bununla birlikte, bu yapıt bir bakıma gerçek bir kişi ile, örneğin çok iğrenç Bay X ile, beni tiksindiren Bay Z ile ya da beni yoran ve sıkan Bay N ile düşüp kalkmanın verdiği acıdan, sıkıntıdan doğmuştur; evet, bunlarla düşüp kalkmak ne büyük işkence! Ve belki bu yapıtın kaynağını ve tek amacını oluşturan şey, bu Baylara onları hor gördüğümü göstermek, onları sinirlendirmek, kışkırtmak, kudurtmak ve onlardan kaçmak isteğidir. O zaman neden pratik, ayrı, özel ve kişisel olurdu.
Ama belki bu yapıt büyük başyapıtlara öykünmeden doğdu?
Normal bir yapıt yaratma yeteneksizliğinden?

Düşlerimden?
Komplekslerimden?
Belki de çocukluk anılarımdan?
Ya da böyle yazmaya başladım da gerisi kendiliğinden geldi?
Bir korku psikozundan mı?
Bir saldırganlık psikozundan mı?
Belki bir düşüncesizlikten?
Bir çimdikten?
Bir parçadan?
Bir parçacıktan?
Bir parmaktan?
Aynı zamanda bu yapıt roman mı, günce mi, parodi mi, yergi mi, birtakım hayali temalar üstüne çeşitleme mi, inceleme mi -ve içinde gösteriş, yapmacık, aldatmaca, oyun, zekâ eksikliği, duygu azalması, imgelem zayıflığı, düzene karşı saldırı ya da akıl bozukluğu söz konusu olmadıkça şaka, alay ya da derin bir anlam, acı alay, tefe koyma, sövüp sayma, budalalık, katıksız saçmalık, katıksız palavra gibi şeyler mi baskın; bunları ortaya koymak, tanımlamak ve ilan etmek gerekir. Ama bu olanakların, tanımlamaların, acıların, parçaların toplamı öyle büyük, Öyle anlaşılmaz, neredeyse öyle bitip tükenmez ki insan en büyük ağırlığı bu sözlere vererek ve çok titiz bir incelemeden sonra kendisini bunlarla ilgili hiçbir şey bilmediğini söylemek zorunda hissediyor, ha, ha ha, ha...
Ferdydurke - Modern Klasikler

Ferdydurke - Modern Klasikler

Witold Gombrowicz

0
25 MAY 2026 • 11:43 3 görüntülenme
❤️
Beni Yak
Kendini Yak
Her şeyi Yak
Bir kıvılcım yeter...

Zihnimde sürekli bir yangın, bitmek tükenmek bilmiyor...Hasta mıyım? Değilim aslında sadece hepiniz gibi var olmaya çalışıyorum.Ama O sürekli hastaymışım gibi davranıyor.Eğer ki hastaysam...nasıl iyileşirim bilmiyorum...hastalığım mı?Adı..."mutlak aşk"... gittiğinde gitmeyen bittiğinde bitmeyen... Tek bildiğim Onu çok sevdiğim biliyorsunuz birini severseniz O artık yoktur...Aşk ölümdür.Hiçbir zaman benim olmayan "O" İşte benim hayattaki niçinim ve nasıllara dayanma sebebim... Çok yorgunum daha sonra devam edelim... Dinlenmeye ihtiyacım var... Hayır bu yazdığım mektubu bitirmeliyimm...Bu kaçıncı mı? 5 yılda 10000 tane mektup yazdım ama hiçbiri gönderilmedi, çekmecede her gün yazdım, her an yazdım ama bitiremedimm...Ve bitmeyecek... Hayır onun hiçbir suçu yok ben uykumda bile hep onunlaydım...

Ayak izlerinizi bulamayacağınız bir kitap Malina... bittikten sonra türbülansa girmiş gibi hissedeceksiniz.

1926 Avusturya doğumlu, 73’de Roma’da evinde ağzında sigara ile uyuması sonucu çıkan yangında ölen, Heidegger uzmanı, güzellikbilimci/estetisyen ve şair Bachmann, ruhunu seriyor Malina’nın sayfaları boyunca.

"İçimde asla uzlaşmaya yanaşmamış olan bir başkası var.” (138)


Bachmann – bence – “İçinize bakın” diyor; bedeli duvardaki çatlaktan geçerek orada kalmak olsa bile kendi içinize dönün bir bakın. Ama çatlamış duvar aslında ve belki de aynı zamanda göze alabilmenin göstergesi: En az bir kez kaybolmadan, bulamayacaksın.

Hakikate – eğer varsa – yaklaşabilmek; kendimize karşı giderek daha dürüst, daha içten, daha yalın olmamızı, sahteliklerimizle hesaplaşmamızı sağlayacak yolları bulmamızla olası.
"Tümüyle sahteydim. (…) Ama en başta bu sahtekârlığın ortadan kaldırılması gerekiyordu.” (285)

Bunu yapmayı, olmayan bir Yarın’a erteleyenlerin Bugün’ün yakıcılığını duyumsamaları, dolayısıyla kendi hakikatlerine yaklaşmalarıysa olanaksız.

Var mı? Öyle mi? Sahiden, ayrılma isteği olmadıkça hiçbir ayrılma gerçekleşmez mi? (142)

“Karanlık bir öyküyüm.” (163)

Korkudan boğuluyorum, bir şey yitirmekten korkuyorum, henüz yitirecek bir şeyim var daha, her şeyi yitirebilirim (…) Ama bir zaman geldiğinde, bütün bu günlerin boşa harcandığını korkunç biçimde duyumsayacağımı bilmek (…) bu günleri böyle geçirmekte olduğum için bir dehşet çığlığı atacağımı bilmek…” (154)


Bachmann üç bölümden oluşturmuş yapıtını;
İvan’la Mutluluk
Üçüncü Adam
Son Şeyler Üzerine

Kişilerin tanıtıldığı giriş bölümü, bir kurgunun oynak, güvensiz zemininde yürüyeceğimizi haber veriyor aslında. Okumaya başladığımda anlatının dağınık, tutarsız, çözülmüş, kendini toplayacak birine gereksinimli bir içdöküş metni olduğu yönünde olmuştu. Sona doğru ilerledikçe izlenimim, dağınık görüntülü ama öngörülmüş, tasarlanmış kurguyla karşı karşıya olduğum yönünde.
Kitabın okundukça romanlaşan bir yanı vardı sanki

Not:Kitabın feminist yönden eleştirisi ikinci incelemede:)
Malina

Malina

Ingeborg Bachmann

0
25 MAY 2026 • 11:41 3 görüntülenme
❤️
Dervişin teselli koleksiyonu 1 /2 /3 okuduktan sonra inceleme yazmak istedim. Incelemede "üçleme" ifadesini bu nedenle kullandım.

Başlayalım...

“Dervişin Teselli Koleksiyonu” üçlemesi, modern insanın iç dünyasında sessizce büyüyen yaralara dokunan, kısa fakat etkisi uzun cümlelerden oluşan bir metin dünyası sunar. Üç kitap da temelde aynı eksende ilerler: insanın varoluş sancıları, aşkın terbiyesi, sabrın sesi ve tesellinin çocuksu ama olgun dokunuşu. Yazar okuyucuyu kalabalık bir düşünce evrenine değil, sade ama derin bir iç odanın içine davet eder. Bu yüzden okur, ilk sayfalardan itibaren kendini bir hikâye takip ederken değil; kendi iç konuşmalarını dinlerken bulur.


Serinin ilk kitabı, insanın yolda olma hâline daha çok odaklanır. Yönünü kaybetmiş, bir karar eşiğinde duran ya da hayatın geç kalmışlıklarına içlenen okur, bu ilk kitapta sanki elinden tutulmuş gibi hisseder. Yazar yarayı romantize etmez; aksine yaranın insana hatırlattığı şeylere bakar. “İyileşmek” kelimesi yerine “olmak” fiilini tercih eder; bu da kitaba kendine özgü bir sükûnet tonu verir.
İkinci kitapta teselli derinleşir. İlk kitaptaki arayış hâli burada daha hissedilen bir kabule dönüşür. Cümleler daha yoğun, içsel çağrışımlar daha keskindir. Burada sabır önemli bir yer tutar; sabır, beklemek için değil, anlamak için gereklidir. Teselli, bir merhem gibi değil, bir arkadaş gibi yanına oturur; çoğu zaman konuşmadan, susarak.
Üçüncü kitap ise yolculuğun vardığı içsel uzlaşma ve sükûnet bölgesidir. İlk kitaptaki keskin sızı yerini daha yumuşak bir fark ediş hâline bırakır. Bu noktada sorular değişir: “Neden başıma geldi?” değil, “Bana ne öğretti?” sorusu önem kazanır. Üçlemenin bu kısmında kader, zaman ve aşk temasının iç içe geçmesi dikkat çeker. Okur, yaşadığı şeylerin ağırlığını değil; taşıyabilecek kadarının hikmetini görmeye başlar. Böylece üçleme sadece duygusal bir deneyim olmaktan çıkar; bir olgunlaşma sürecine dönüşür.

“Dervişin Teselli Koleksiyonu” üçlemesi, kendini arayan, yorgunluklarını saklamaktan vazgeçen, sessizce büyüyen acılarını anlamlandırmak isteyen her okura el uzatan bir metinler bütünü olarak değerlendirilebilir. Bu kitapları bir solukta okumak kolaydır; fakat anlamak için beklemek ve üzerine düşünmek gerekir. Tesellinin burada bir iyileştirme çabası değil; bir farkındalık önerisi olduğu hissedilir. Üçleme, okuyucusunu daha güçlü kılmayı vaat etmez; aksine ona kendi gücünü hatırlatır. Böylece okur kitabı kapatırken “hayat ağır ama ben de boş değilim” diyerek ayrılır. Bu yönüyle seri, hem psikolojik hem manevi bir okuma alanı açar ve özellikle iç dünyası yoğun olan okuyucular için değerli bir yol arkadaşlığı sunar.
Dervişin Teselli Koleksiyonu

Dervişin Teselli Koleksiyonu

Mecit Ömür Öztürk

0
25 MAY 2026 • 11:21 4 görüntülenme
Hoş Geldin, Okur!