Ey sen, kisvesiyle bizim ahlaksız memleketimizden
Gelmiş birine benzeyen biri, dur lütfen!"
Eyvah! Ne yaralarla dolu vücutları,
Eski, yeni, alevlerin dağladığı!
Hatırası hâlâ yakıyor canımı.
Gelmiş birine benzeyen biri, dur lütfen!"
Eyvah! Ne yaralarla dolu vücutları,
Eski, yeni, alevlerin dağladığı!
Hatırası hâlâ yakıyor canımı.
İnsan nasıl ebedi kılar kendini.
Nice çıplak ruh gördüm güruhlar halinde,
Cümlesi ağlıyordu sefilane,
Her biri başka bir hükme tåbiydi görünüşe göre
Sırtüstü yatmıştı bir kısmı yere,
Bazıları sokulmuş iç içe, oturuyor çömelmiş halde,
Bazılarıysa dolanıp duruyor biteviye.
En kalabalığı gezinenlerdi etrafta,
En azı ise olanlar sırtüstü cezada,
Lakin en fazla bunların dillerinden ağıt kopmakta.
Yağmakta bu kum ovasına,
İri korlar usulca
Cümlesi ağlıyordu sefilane,
Her biri başka bir hükme tåbiydi görünüşe göre
Sırtüstü yatmıştı bir kısmı yere,
Bazıları sokulmuş iç içe, oturuyor çömelmiş halde,
Bazılarıysa dolanıp duruyor biteviye.
En kalabalığı gezinenlerdi etrafta,
En azı ise olanlar sırtüstü cezada,
Lakin en fazla bunların dillerinden ağıt kopmakta.
Yağmakta bu kum ovasına,
İri korlar usulca
Kopardım bir dalı o koca çalıdan, dikenli mi dikenli,
Birden haykırdı gövdesi: "Niye hırpalıyorsun beni?"
Kırıldığı yerden akan kanla daha da kararırken,
Ağlaştı yeniden: "Beni koparıyorsun neden?
Hiç mi eser yok sende merhametten?
İnsandık biz de eskiden, şimdi çer çöpsek de,
Şefkat göstermen gerekmez mi ellerinle,
Yılanların ruhları olsak bile.
Birden haykırdı gövdesi: "Niye hırpalıyorsun beni?"
Kırıldığı yerden akan kanla daha da kararırken,
Ağlaştı yeniden: "Beni koparıyorsun neden?
Hiç mi eser yok sende merhametten?
İnsandık biz de eskiden, şimdi çer çöpsek de,
Şefkat göstermen gerekmez mi ellerinle,
Yılanların ruhları olsak bile.
“Şu yürüyenin arkada,
Fark ettiniz mi, hareket ediyor dokunduğu ne varsa
Yoktur böyle âdet ölülerin ayaklarında.”
Hünerli Rehberim, ki durmaktaydı bu sırada,
Kentaur’un iki tabiatının buluştuğu göğüs hizasında,
Cevapladı:
“Canlıdır gerçekten de kendisi,
Ve icap ediyor bizzat göstermem ona bu kara vadiyi,
Keyfe değil, gelişi zaruri.”
Fark ettiniz mi, hareket ediyor dokunduğu ne varsa
Yoktur böyle âdet ölülerin ayaklarında.”
Hünerli Rehberim, ki durmaktaydı bu sırada,
Kentaur’un iki tabiatının buluştuğu göğüs hizasında,
Cevapladı:
“Canlıdır gerçekten de kendisi,
Ve icap ediyor bizzat göstermem ona bu kara vadiyi,
Keyfe değil, gelişi zaruri.”
Hocasından öğrenmeye çalışan talebe gibi,
Sanat takip eder doğayı bundandır ki,
Felsefe sanatı Tanrı'nın semeresi.
Doğa ve sanat, bu ikisiyle insanoğlu,
Hatırla Yaratılış'ın cümlelerinde de emrolundu,
Kazanmalı ekmeğini ve çizmeli yolunu..
Sanat takip eder doğayı bundandır ki,
Felsefe sanatı Tanrı'nın semeresi.
Doğa ve sanat, bu ikisiyle insanoğlu,
Hatırla Yaratılış'ın cümlelerinde de emrolundu,
Kazanmalı ekmeğini ve çizmeli yolunu..
Bilmek kadar şüpheye de razıyım.
Uzağı daha iyi gören insanlar gibi,
İlerisi berrak da seçemiyoruz yanımızdakini
İlerisi berrak da seçemiyoruz yanımızdakini
Kabirlerden alevler fışkırıyordu. Ne kadar arasa bir demirci ustası, Bunlardan daha harlı bir ocak bulamazdı.
Her bir lahdin açıktı kapağı,
Ve içlerinden yükselen kederli feryatları,
Duyan anlayabilirdi orada çekilen azabı.
Her bir lahdin açıktı kapağı,
Ve içlerinden yükselen kederli feryatları,
Duyan anlayabilirdi orada çekilen azabı.
Gökten kovulmuş melun çete," Oldu ilk sözleri o fena eşikte,
"Neden sahipsiniz böylesi kibre?
Azabınızı biteviye arttıran o İrade'ye,
Ki niyeti engellenemez kesinlikle,
Bu karşı çıkışınız niye?
Ne faydası var ket vurmanızın takdire?
"Neden sahipsiniz böylesi kibre?
Azabınızı biteviye arttıran o İrade'ye,
Ki niyeti engellenemez kesinlikle,
Bu karşı çıkışınız niye?
Ne faydası var ket vurmanızın takdire?
Bu hizmetçileri, ki sonsuz matemin kraliçesinin maiyetinde, Dedi ki: "Baksana azgın Erinyelere!"
Ve devam etti: "Megaira'dır soldaki,
Alekto sağda döken cerahatini, Tisiphone'dir ortadaki." Böyle bitirdi sözlerini.
Her biri yararak göğsünü tırnaklarıyla,
Ve vurarak avuçiçleriyle aynı anda, haykırıyordu da,
İyice yanaştım ozana korkuyla.
"Gelsin hele Medusa; taş kesileceksin burada!"! Diye bağırdı hepsi, bakıp aşağıya doğru bana, "Hata ettik mütecaviz Theseus'u cezalandırmadan
Ve devam etti: "Megaira'dır soldaki,
Alekto sağda döken cerahatini, Tisiphone'dir ortadaki." Böyle bitirdi sözlerini.
Her biri yararak göğsünü tırnaklarıyla,
Ve vurarak avuçiçleriyle aynı anda, haykırıyordu da,
İyice yanaştım ozana korkuyla.
"Gelsin hele Medusa; taş kesileceksin burada!"! Diye bağırdı hepsi, bakıp aşağıya doğru bana, "Hata ettik mütecaviz Theseus'u cezalandırmadan
Sordum: "Bu kasvetli çukurun kıvrım kıvrım dönen,
İnebildi mi bu kadar dibine hiç kimse ilk daireden,
Cezası mahrum kalmak olan ümitten?"
Cevapladı şu minvalde:
"Çok az rastlanır inen birine, Birlikte indiğimiz bu yerlere.
İnebildi mi bu kadar dibine hiç kimse ilk daireden,
Cezası mahrum kalmak olan ümitten?"
Cevapladı şu minvalde:
"Çok az rastlanır inen birine, Birlikte indiğimiz bu yerlere.
Ey okur, bir düşün bu menfur sözleri
İşittiğimde kapıldığım yeisi,
Buraya geri dönmek imkânsız göründü.
İşittiğimde kapıldığım yeisi,
Buraya geri dönmek imkânsız göründü.
“Kim bu gelmeden eceli,
Ölüler krallığına yapan seferi?”
Ölüler krallığına yapan seferi?”
Ecelinden evvel gelen, kimsin sen?"
Dedim ki kendisine: "Kalmayacağım geldimse de;
Peki sen kimsin düşmüş böyle sefil hale?" Dedi "Görüyorsun, ağlayan biriyim sadece."
Devam ettim: "Gözyaşınla ve yasınla,
Ey melun, uzun zaman kalasın baş başa,
Tanıyorum seni, pislikle kaplı olsan da.
Dedim ki kendisine: "Kalmayacağım geldimse de;
Peki sen kimsin düşmüş böyle sefil hale?" Dedi "Görüyorsun, ağlayan biriyim sadece."
Devam ettim: "Gözyaşınla ve yasınla,
Ey melun, uzun zaman kalasın baş başa,
Tanıyorum seni, pislikle kaplı olsan da.
Bir bataklık Styks denen adına,
Bu kasvetli dere getiriyor meydana, Habis gri bir yamacın ayağına varınca.
Çevremi izliyordum da dikkatle,
Çamura bulanmış insanlar gördüm batağın içinde,
Hepsi çıplak ve bakışları dolu öfke.
Vurarak birbirlerine elleriyle değil sadece,
Başları, gövdeleri ve tekmeleriyle,
Parçalıyorlardı üstelik yekdiğerini dişleriyle.
Müşfik Üstadım dedi ki: "Oğlum, şimdi izle,
Mağlup olanların ruhlarını öfkeye;
Ve bil ki kesinlikle,
Ruhlar var suyun içinde de, Kabarcıklanıyor yüzey, onların iç çekişleriyle,
Bu kasvetli dere getiriyor meydana, Habis gri bir yamacın ayağına varınca.
Çevremi izliyordum da dikkatle,
Çamura bulanmış insanlar gördüm batağın içinde,
Hepsi çıplak ve bakışları dolu öfke.
Vurarak birbirlerine elleriyle değil sadece,
Başları, gövdeleri ve tekmeleriyle,
Parçalıyorlardı üstelik yekdiğerini dişleriyle.
Müşfik Üstadım dedi ki: "Oğlum, şimdi izle,
Mağlup olanların ruhlarını öfkeye;
Ve bil ki kesinlikle,
Ruhlar var suyun içinde de, Kabarcıklanıyor yüzey, onların iç çekişleriyle,
Şu saçtan yoksun olanlar soldaki, Papazlar, kardinaller, papaların bizzat kendileri,
Tamahkârlık ifratla onlarda bulur ifadesini."
Dedim ki kendisine: "Üstadım bu taifenin içinde,
Tanımayı ummalıyım birkaçını kesinlikle,
Yakalanan mezkur illetlere."
Dedi ki: "Bu fikrin beyhude Sürdürdükleri kirli hayatın izini taşısınlar diye,
Hepsinin kara çalındı yüzlerine.
Toslaşacaklar böyle ebediyen,
Ve kıyam edecekler kabirlerinden, Sıkıca kapalı yumruklarla ve bunlar, saçları yine yokken.
Tamahkârlık ifratla onlarda bulur ifadesini."
Dedim ki kendisine: "Üstadım bu taifenin içinde,
Tanımayı ummalıyım birkaçını kesinlikle,
Yakalanan mezkur illetlere."
Dedi ki: "Bu fikrin beyhude Sürdürdükleri kirli hayatın izini taşısınlar diye,
Hepsinin kara çalındı yüzlerine.
Toslaşacaklar böyle ebediyen,
Ve kıyam edecekler kabirlerinden, Sıkıca kapalı yumruklarla ve bunlar, saçları yine yokken.
İlmini hatırla dediği ne,
Bir şey ne kadar mükemmelse,
O kadar fazladır ıstırap da zevk de.
Bir şey ne kadar mükemmelse,
O kadar fazladır ıstırap da zevk de.
Rehberim dedi ki bana: "Bir daha kıyam etmeyecek,
Ta ki borusunu üfleyip melek, Günahkarların korkusu olan
Yargıç gelene dek;"
O gün herkes kendi kederli kabrini görecek,
Ete kemiğe bürünüp yeniden, eski suretini giyecek,
Ve ebediyen yankılanacak hükmünü dinleyecek.
Ta ki borusunu üfleyip melek, Günahkarların korkusu olan
Yargıç gelene dek;"
O gün herkes kendi kederli kabrini görecek,
Ete kemiğe bürünüp yeniden, eski suretini giyecek,
Ve ebediyen yankılanacak hükmünü dinleyecek.
Kerberos, o vahşi canavar,
Suya ve çamura batmış halde debelenirken ruhlar,
Üç ağzıyla köpek gibi havlıyordu tepelerinde, çirkin ve gaddar.
Gözleri kan kırmızı, sakalı yağlı kirli,
Karnı şişkin, birer pençe elleri, Ruhları paralıyor, parçalıyor, yüzüyor derilerini.
Sağanak altında uluyor günahkârlar da köpek misali,
Suya ve çamura batmış halde debelenirken ruhlar,
Üç ağzıyla köpek gibi havlıyordu tepelerinde, çirkin ve gaddar.
Gözleri kan kırmızı, sakalı yağlı kirli,
Karnı şişkin, birer pençe elleri, Ruhları paralıyor, parçalıyor, yüzüyor derilerini.
Sağanak altında uluyor günahkârlar da köpek misali,