Bir gençlik aşkı, basitçe insanın gençli ğinde yaşadığı bir aşktan ibaret değildir. O kıyaslanamaz olandır, çünkü ona rastlayan, henüz aşkını ölçebileceği bir şey yaşamamıştır. Gençlik aşkı sadece kendisi uğruna vardır. Henüz bir hayal kırıklığını aşması, daha önceki bir mutluluktan daha iyi olması, bir şeyin yanlışlığını göstermesi, bir şeyi düzeltmesi, bir şeyi ikame etmesi gerekmez.
Tanıdığım insanların arasında, anne babalarından gelmiş olmaktan gerçekten hoşlananların sayısı çok az, onlara benzemek isteyenler daha da az.
Savaşlar olmasaydı erkekler de kadınlar gibi yalnızca insan olurlardı, erkeklere atfedilen ölümden korkmama ve şövalye sadakati gibi belirli özelliklerin yalnızca savaş aracılığıyla yüceltilmesi değildir bunun tek nedeni; savaş, erkeklerin kökünü kazıyarak onları çok kıymetli kılmıştır. Böylece bu en korkunç eylemleri karşılığında kadınlar tarafından en hararetle sevilmişlerdir, bu yüzden savaşçı özelliklerinin en iyi özellikleri olduğuna inanmak zorunda kalmışlardır.
Zaten çoktandır hayata ait olmayan bizler, yarı sakat organlarımızı gömeceğimiz bir yer bulalım kendimize.
Aşk da dinozorlar gibidir, bütün dünya onların ölümünü düşünerek oyalanır: Tristan ile Isolde, Romeo ile Juliette, Anna Karenina, Penthesilea, her zaman yalnızca ölüm, her zaman olanaksız olana duyulan bu şehvet.
İnsanların, iddia ettikleri gibi, aşka yeteneksiz olduklarına inanmıyorum. Gençlik aşkı yaşamamış, zamanını bilemeyecek kadar erkenden ölüm korkusuyla aşklarını haykırmış mutsuz ruhlar tarafından buna inandırılıyorlar.
... yüzlerinde birbirine ait olmanın muzafferane eminliği. Birbiri için doğduklarından, sonsuza kadar birbirinin yanında kalacaklarından hiç kuşkuları yok.
Birçok şeyi bilip aynı zamanda bilmiyor oluşumuz tuhaftır.
Mutluluk ulaşılamaz olandı. Ulaşılabilen ise, sahte mutluluk olmalıydı.
Hayatta, en az yapabildiğimiz şeyin kendimizi tanımak olduğunu kabullendim. Nasıl göründüğümüzü bile bilmiyoruz. Kendi ayna görüntümüzü biliyoruz, kendimizi fotoğraflardan ya da filmden tanıyoruz, hepsi bu kadar.
Yılların akışı içinde, unutmak istediğim şeyi bir daha ha tırlamamayı öğrendim.
Unutmak ruhun bayılmasıdır. Hatırlamanın, unutmamakla hiçbir ilgisi yoktur.
Hiç kavuşma ümidi olmadan beklemek mümkünse, işte ben onu yaptım, aslında bugün hâlâ bekliyorum.
... genç insanların çoğu gibi ben de genç ölmem gerektiğine inanmıştım. İçimde öyle çok gençlik, öyle çok başlangıç vardı ki, ancak şiddetli ve güzel bir son düşünülebilirdi; ben yavaş yavaş ölüp gitmek için yaratılmış değildim...