Ecnebi bir devletin himaye ve sahâbetini kabul etmek insanlık evsâfından mahrumiyeti, acz ü meskeneti itiraftan başka bir şey değildir. Fi'l-hakika bu derekeye düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir ecnebi efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.
Osmanlı hanedan ve saltanatının idâmesine çalışmak, elbette Türk milletine karşı en büyük fenalığı işlemekti. Çünkü millet her türlü fedakârlığı sarf ederek istiklâlini temin etse de, saltanat devam ettiği takdirde, bu istiklâle müemmen nazarıyla bakılamazdı. Artık vatanla, milletle hiçbir alâka-i vicdaniye ve fikriyesi kalmamış bir sürü mecâninin, devlet ve millet istiklâl ve haysiyetinin muhafızı mevkiinde bulundurulması nasıl tecviz olunabilirdi?
Bi'l-âhire elde edilen mevsük ma'lumât ve vesâik ile teeyyüd etti ki İstanbul Rum Patrikhanesi'nde teşekkül eden Mavri Mira Heyeti (Vesika: 1), vilâyetler dahilinde çeteler teşkil ve idâre etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgül.
Ordunun elinden esliha ve cephanesi alınmış ve alınmakta...
İtilaf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da, İtalyan kıtaat-ı askeriyesi, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta ecnebi zâbit ve memurları ve hususi adamları faaliyette. Nihayet, mebde-i kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 335te İtilâf Devletleri'nin muvâfakatiyle Yunan ordusu İzmir'e ihraç ediliyor.
İtilaf Devletleri, mütareke ahkâmına riayete lüzum görmüyorlar. Birer vesile ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul'da. Adana vilâyeti, Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap, İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya'da, İtalyan kıtaat-ı askeriyesi, Merzifon ve Samsun'da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta ecnebi zâbit ve memurları ve hususi adamları faaliyette. Nihayet, mebde-i kelâm kabul ettiğimiz tarihten dört gün evvel, 15 Mayıs 335te İtilâf Devletleri'nin muvâfakatiyle Yunan ordusu İzmir'e ihraç ediliyor.
1335 senesi Mayıs'ının on dokuzuncu günü Samsun'a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye:
Müslüman ahalinin ermenileri katliam eder vahşiler olduğu iftirasının hakikat şeklinde kabulü halinde olabileceği faraziyesi hakim oluyor. Binaenaleyh cemiyet, hukuk-ı milliye ve tarihiyeyi müdafaaya çalışıyor.
Efendiler, tarih gayr-i kabil-i itiraz bir surette isbât etmiştir ki büyük meselelerde muvaffakiyet için kabiliyet ve kudret-i lâ yetezelzel bir reisin vücû elzemdir. Bütün ricâl-i devletin nâ-ümidî ve acz içinde... bütün milletin başsız olarak zulmetler içinde kaldığı bir sırada , her vatanperverim diyen bin bir çeşit zatın, bin bir suret-i hareket ve içtihâd gösterdiği hengâmelerde istişarelerle, birçok hatırlara ve nüfuzlara mahkûmiyet lüzumuna kanaatle, sâlim ve esaslı ve bilhassa şedîd yürümek ve en nihayet çok müşkil olan hedefe vâsıl olmak mümkün müdür?
İstanbul'da bir kısım rical ve nisan da halas-ı hakiki-nin Amerika mandasını talep ve teminde olduğu kanaatinde bulunuyorlardı.
Bu bir olup bittidir. Sözkonusu olan; millete egemenliğini, bırakacak mıyız, bırakmıyacak mıyız? sorunu değildir. Sorun zaten olup bitti durumuna gelmiş gerçeği açıklamaktan başka birşey değildir. Bu, ne olursa olsun, yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes bunu doğal karşılarsa, bence uygun olur. Yoksa, gerçek yine yöntemine göre saptanacaktır. Ama belki bir takım kafalar kesilecektir..
Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez...
Efendiler, mirasçısı olduğumuz Osmanlı Devleti'nin dünya gözünde hiçbir değeri, fazileti ve haysiyeti kalmamıştı. Devletlerarası hukukun dışında tutulmuş, sanki, himaye ve korunmaya muhtaç bir duruma gelmiş gibi kabul ediliyordu. Geçmişteki hoşgörürlüğün ve yapılan yanlışların sorumlusu biz olmadığımıza göre, yüzyılların birikmiş hesapları bizden sorulmamak gerekirken, bu konuda da dünya ile karşı karşıya gelmek bize düşmüştü. Milleti ve memleketi gerçek istiklal ve hakimiyetine sahip kılmak için, bu güçlüğe ve fedakarlığa da katlanmak bizim üzerimize yüklenmişti.
Sizler,
Yani yeni Türkiye'nin genç evlatları!
Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz...
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Yani yeni Türkiye'nin genç evlatları!
Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz...
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.
Burada, pek mühim olan bir noktayı da kayıt ve izah etmeliyim. Millet ve ordu, Padişah ve Halife'nin hıyanetinden haberdar olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı asırlann kökleştirdiği dini ve ananevi bağlarla bağlı ve sadık. Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken bu miras kalnuş alışkan lığın sevkiyle kendinden evvel yüce hilafet ve saltanat makamının kurtuluşu nu ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtuluşun manasını anlamak kabiliyetinde değil... Bu inanca muhalif fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain, reddolunmuş olur...
Binâenaleyh, ya istiklâl ya ölüm!
İşte halâs-ı hakikî isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Bir an için bu kararın tatbikatında adem-i muvaffakiyete dûçâr olunacağını farz edelim! Ne olacaktı? Esaret!
Peki efendim. Diğer kararlara mutavaat hâlinde netice bunun aynı değil miydi?
Şu fark ile ki istiklâli için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla müteselli olur ve bi’t-tabi esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran yâr u ağyâr nazarındaki mevkii farklı olur.
İşte halâs-ı hakikî isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Bir an için bu kararın tatbikatında adem-i muvaffakiyete dûçâr olunacağını farz edelim! Ne olacaktı? Esaret!
Peki efendim. Diğer kararlara mutavaat hâlinde netice bunun aynı değil miydi?
Şu fark ile ki istiklâli için ölümü göze alan millet, insanlık haysiyet ve şerefinin icabı olan bütün fedakârlığı yapmakla müteselli olur ve bi’t-tabi esaret zincirini kendi eliyle boynuna geçiren miskin, haysiyetsiz bir millete nazaran yâr u ağyâr nazarındaki mevkii farklı olur.
Düşmanlarımız kendi ihtiraslarını bizim yok oluşumuzla gerçekleştirmek için sahip oldukları güçlerden hiç birini kullanmıyorlar.Tam tersine amaçlarına varabilmek için buldukları en önemli araç, yine bizi birbirimize çarptırmak olmuştur.
M. Kemal Atatürk
M. Kemal Atatürk
Felaket başa gelmeden önce,onu önleme ve ona karşı savunma çarelerini düşünmek gerekir.
Zulüm ve istibdat dünyasının en zalimce hücumlarına karşı, yalnız ve şaşkın kalan milletimizin maddi ve manevi bütün kabiliyet ve kuvvetlerini ruhundaki ateşle toplayan ve harekete getiren Büyük Millet Meclisinin Başkanı Mustafa Kemal Paşa.
Nutuk; "temel ilke,Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.İstiklâlinden yoksun bir millet medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden kurtulamaz" gerçeğinden ve "ya istiklâl ya ölüm" ilkesinden yola çıkarak verilen Milli Mücadele safhalarını ve alınan başarılı sonuçları adım adım dile getiren bir eserdir.
Savunma hattı yoktur, savunma sathı vardır:
Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır.
O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.
Savunma çizgisi yoktur, savunma alanı vardır.
O alan bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.