Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık...
Olmaz, olamaz! Yok olamaz insan. Hareketleri, gülüşü, birlikte yaptıklarımız: nereye gitti hepsi?
Lavoisier Kanunu var:
hiçbir şey yok olamaz durup dururken. Kanun, adamdan hesap sorar;
nereye gitti diye.
Lavoisier Kanunu var:
hiçbir şey yok olamaz durup dururken. Kanun, adamdan hesap sorar;
nereye gitti diye.
Yalnız kalmaktan da kalmamaktan da korkuyordu.
Çok şey vardı anlatılacak, o yüzden sustum.
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?
Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.
Sen duydun mu sustuklarımı?
Kendini anlatmakla meşgulken, kendini yaşamayı unuttu insan.
Hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.
İnsan gerçeklere karşı durur:
yaşar ve olduğu gibi olmayı
sürdürür.
yaşar ve olduğu gibi olmayı
sürdürür.
Bana bugün, "Ne yapmalı?" diye soracak olurlarsa, ancak, önce kendini düzeltmelisin, diyebilirim.
Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir:
kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.
Bir temel ilkeden yola çıkmak gerekirse, bu temel ilke ancak şu olabilir:
kendini çözemeyen kişi kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.
Hayatlarıyla yanlış olanların ölümleriyle doğru olmalarına imkân var mıdır?
Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi boş yere mağaramdan çıkarma beni alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna tedirgin etme beni bu sefer geride bir şey bırakmadım tasımı tarağımı topladım neyim var neyim yoksa ortaya döktüm beni bırakırsan sudan çıkmış balığa dönerim bir kere çavuş olduktan sonra bir daha amelelik yapamayan zavallı köylüye dönerim beni uyandırma.
Selim Işık yalnızlığa dayanamazdı. İlk bakışta, yalnızlığın ve çevreyle uyuşmazlığın, yaşantısında önemli bir yer tuttuğu kolayca ileri sürülebilirdi. Selim, bu yargıya da dayanamazdı. Bütün dünya, ona dargın olabilirdi; fakat bu, aceleyle varılmış bir sonuçtu. Kimse onun kadar çevresine yakınlık duyamazdı.
İki satır öğrendin diye herkesi cahil mi sanıyorsun???
Sevgili Bilge, Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mese-le çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ay-rılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki in-san olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup durur-ken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaç-tığım gibi uzaklaşmasaydım senden de.
Turgut Özben ve eşi; ne kadar genç görünüyor resimde. Kim? Tabiî Turgut, canım. Ya karısı? O görünmüyor. Nasıl görünmüyor? Çok makyaj yapmış işte; gerçek anlaşılmıyor.
Kendini çözemeyen kişi,kendi dışında hiç bir sorunu çözemez.
Cumhuriyet bu duruma bu kadar kayıtsız kalamaz.
Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?
Turgut Özben ve eşi; ne kadar genç görünüyor resimde. Kim? Tabiî Turgut, canım. Ya karısı? O görünmüyor. Nasıl görünmüyor? Çok makyaj yapmış işte; gerçek anlaşılmıyor.
Bütün hayatımı şu andaki gibi yaşasaydım hayır kalmazdı bende. Geçecek, Turgut, geçecek.