Atalarımızın sağlıklarıyla gurur duydukları, hâlâ yüz yaşının üstünde sağlıklı insanların bulunduğu Türk illerinde hayat bugünkünden çok farklı idi. Göçebe hayatında devamlı açık ve temiz havada bulunurlar, avlanmak, çadır kurmak, yiyecek hazırlamak ve tekrar toparlanarak başka bir yere gitmek için harcadıkları enerji vücudlarını zinde tutmaktaydı.
Ayaklarımızın toprak yerine beton taşlara basar hale gelmesi herhalde romatizmanın yaygınlığındaki en büyük ve gerçek sebebi olsa gerektir.
Atalarımız göçebe hayattan, yerleşik hayata geçtiklerinde ise yaşayacakları mekânları temiz su kaynaklarına yakın, toprağı bereketli ve havası temiz seçmişlerdir. Hatta bir yere yerleşmeden haftalarca önce orada bir ağaca taze et asarak bozulma zamanını müşahâde etmişler, kendi metodlarıyla "hava kalitesini" ölçmüşlerdir. Bağ, bahçe ve ormana ehemmiyet verilmiştir. Doç Dr.M.Şeker "Osmanlı geleneğinde Türk bahçesi, bir ev veya konağın, bir köşk veya sarayın en lüzumlu bir bölümü olarak görülür ve yapılan binalar bu anlayışla yapılırdı." demektedir. Osmanlı Vakıflarında bağ, bahçe ve ormanlar ehemmiyetli bir yer tutmaktadır. Ayrıca bu ağaçlardan meyva verenler vakıflara maddi destek sağlamaktadır.
Hayatın hızına uyabilmek için atıştırılan pek çok sağlıksız gıda ve modern hayatın hastalığı stres... Çâreyi bir başka sanayide aramak mecbûriyetinde kalıyoruz: ilaç sanayiinin artması...
E236 Formic Acid, E237 Sodium Formate, E238 Calcium Formate İngiltere'de gıda maddelernde kullanımı yasaktır. Bunlar diuretic (idrar sökücü) dirler.
Ekmeğin başına gelenler diğer pekçok tabiî gıda maddesinin başına da geldi. Bugün nerede ise bütün gıda maddeleri o veya bu şekilde bir işleme tâbi tutulmakta, fiatı artmakta, gıda değeri azalmaktadır.
En basit bir misal sağlıklı diye aldığımız bir potasyum kaynağı olan kuru kayısılar, aslında hiçte öyle tupruncu değiller. Kayısı tabiî olarak kurutulduğunda siyahımsı bir renk almaktadır. Bu göze hitap etmeyen renk sanayîde hayalimizdeki "kayısı rengi"ne çevrilmektedir.
Bu hikâye hep tekrar etmekte, rengi ve dolayısıyla görünüşü bizi çekecek ürünler üretilmekte, reklam şirketleri bizleri ihtiyacımız olsun veya olmasın bunları almaya teşvik etmektedir. Bu sistemin dışına çıkabilmek, tesiri altında kalmamak artık imkansız hale gelmiştir.
En basit bir misal sağlıklı diye aldığımız bir potasyum kaynağı olan kuru kayısılar, aslında hiçte öyle tupruncu değiller. Kayısı tabiî olarak kurutulduğunda siyahımsı bir renk almaktadır. Bu göze hitap etmeyen renk sanayîde hayalimizdeki "kayısı rengi"ne çevrilmektedir.
Bu hikâye hep tekrar etmekte, rengi ve dolayısıyla görünüşü bizi çekecek ürünler üretilmekte, reklam şirketleri bizleri ihtiyacımız olsun veya olmasın bunları almaya teşvik etmektedir. Bu sistemin dışına çıkabilmek, tesiri altında kalmamak artık imkansız hale gelmiştir.
Ekmekler gitgide beyazlaştı, içindeki su ve hava miktarı arttı ve gıda değeri düştü.
1826'da Fransız psikoloğu Francois Magedie köpekler üzerinde bir deney yapmıştır. Bir grup köpeği sadece beyaz ekmek ve su ile, diğer bir grupu ise kahverengi ekmek ve su ile beslemiştir. Elli gün sonra beyaz ekmek ile beslenen köpeklerin ölmesine reğmen, diğerleri normal hayatlarını sağlıklı olarak devam ettirmişlerdir.
Gıda değeri bakımından beyaz ekmek kahverengi ekmekler ile mukayese dahi edilemez.
1826'da Fransız psikoloğu Francois Magedie köpekler üzerinde bir deney yapmıştır. Bir grup köpeği sadece beyaz ekmek ve su ile, diğer bir grupu ise kahverengi ekmek ve su ile beslemiştir. Elli gün sonra beyaz ekmek ile beslenen köpeklerin ölmesine reğmen, diğerleri normal hayatlarını sağlıklı olarak devam ettirmişlerdir.
Gıda değeri bakımından beyaz ekmek kahverengi ekmekler ile mukayese dahi edilemez.
Artık ayaklarımızı yürümekten çok araba pedalına basmak, ellerimizi ise düğmelere basmakta kullanıyoruz. İş hayatı masa başında, ev hayatı makinalarla geçer hale geldi. Bu hareketsizliğin tabiî neticesi yakılmayan kaloriler.....
Asrın hastalığı diye adlandırılan şişmanlığın tek sebebi hareketsizlik değildir. Bütün yeme alışkanlığımızın gitgide değişmesi de buna tesir etmektedir.
Şehir insanı rafine olmamış, işlenmemiş gıda nerede ise hiç almamaktadır. Halbuki bütün gıda araştırmaları işlenmemiş gıdaların daha değerli ve besleyici olduğunu göstermektedir.
Kenya'nın Borana kabilesi sadece süt ve et ile beslenmektedir. Buna rağmen bu insanlarda kalp hastalığı veya damar tıkanıklığı görülmemektedir.
Neden? Çünkü içtikleri süt saf, yedikleri et saftır. Bizler gibi anne sütü yerine antibiotikler ile beslenmiş ineklerin, maden kaplarda toplanarak, madenlerle karıştırılarak, karton kutulara doldurulmuş sütleri içmiyorlar.
Açık havada ot ile beslenmiş koyunların, danaların etini yiyorlar.
Çin'de, Hindistan'da ise sadece nebat ile beslenen, hiç bir hayvanî gıda almayan insanlar mevcûddur.
Bu yüzden kanatimce ne yediğimizden çok daha ehemmiyetli olan yediğimizin ne kadarının tabiî olduğudur.
Asrın hastalığı diye adlandırılan şişmanlığın tek sebebi hareketsizlik değildir. Bütün yeme alışkanlığımızın gitgide değişmesi de buna tesir etmektedir.
Şehir insanı rafine olmamış, işlenmemiş gıda nerede ise hiç almamaktadır. Halbuki bütün gıda araştırmaları işlenmemiş gıdaların daha değerli ve besleyici olduğunu göstermektedir.
Kenya'nın Borana kabilesi sadece süt ve et ile beslenmektedir. Buna rağmen bu insanlarda kalp hastalığı veya damar tıkanıklığı görülmemektedir.
Neden? Çünkü içtikleri süt saf, yedikleri et saftır. Bizler gibi anne sütü yerine antibiotikler ile beslenmiş ineklerin, maden kaplarda toplanarak, madenlerle karıştırılarak, karton kutulara doldurulmuş sütleri içmiyorlar.
Açık havada ot ile beslenmiş koyunların, danaların etini yiyorlar.
Çin'de, Hindistan'da ise sadece nebat ile beslenen, hiç bir hayvanî gıda almayan insanlar mevcûddur.
Bu yüzden kanatimce ne yediğimizden çok daha ehemmiyetli olan yediğimizin ne kadarının tabiî olduğudur.
E905-907 MİNERAL HİDROKARBONLAR
Bunlar bazı gıdaların kurumasına mâni olmak, bazılarının ise sathını parlatmak için kullanılmaktadırlar. Bunlardan beyazlatıcı olarak kullanılanlar E924 Potassium bromate, E925 Chlorine, E926 Chlorine dioxide mide bulantısı, kusma, isal yapabildiği gibi Vitamin E'yi yok etmektedirler.
Sadece bu gıdalara ilave edilen maddeler gıda sanayiinin nasıl dev bir sanayi olduğunu göstermeye kâfidir. Üretilen her gıda bir şekilde paketlenmektedir.
Bunlar bazı gıdaların kurumasına mâni olmak, bazılarının ise sathını parlatmak için kullanılmaktadırlar. Bunlardan beyazlatıcı olarak kullanılanlar E924 Potassium bromate, E925 Chlorine, E926 Chlorine dioxide mide bulantısı, kusma, isal yapabildiği gibi Vitamin E'yi yok etmektedirler.
Sadece bu gıdalara ilave edilen maddeler gıda sanayiinin nasıl dev bir sanayi olduğunu göstermeye kâfidir. Üretilen her gıda bir şekilde paketlenmektedir.
1985 senesinde altı California'lı kavun yediğinde zehirlenerek öldü. 1350 kişi ise bu zehirlenme sonucu hastalandı. Zehirlenmenin sebebi kavunların aldicarb sulphoxide ile spreylenmiş olmasıydı. Yani taze meyva diye aldğımız gıdalar bile ziraatta kullanılan agrokemikallerden dolayı sağlığımızı tehdid eder hale gelmiştir. Bu mahsullere spraylenen agrokemikallerin %40'a varan bir miktarı gıdanın içine sızabilmektedir.
Yeme alışkanlığımızdaki en negatif tesirlerden biri de şüphesizki "Fast Food" dediğimiz, önceden hazırlanmış ve hemen paketlenerek verilen gıdalardır. Bunlar lokantalara nazaran daha ucuz ve çabuk servis verirler.
Acelesi olanlar için harika bir fikir gibi gözüksede sonuçta bütün yeme alışkanlığımızı altüst etmektedirler.
Mc Donald's, Wimpy, Wendy's gibi dev fast food dükkânları gıda sanayiindeki yerlerini her geçen gün artırmaktadırlar. Bugün dünya'da kırkbin'in üzerinde hamburger yeri vardır ki; bunun onbine yakını McDonald's dır.
Acelesi olanlar için harika bir fikir gibi gözüksede sonuçta bütün yeme alışkanlığımızı altüst etmektedirler.
Mc Donald's, Wimpy, Wendy's gibi dev fast food dükkânları gıda sanayiindeki yerlerini her geçen gün artırmaktadırlar. Bugün dünya'da kırkbin'in üzerinde hamburger yeri vardır ki; bunun onbine yakını McDonald's dır.
Böbrek ve kalp rahatsızlığı olanların sodyumlu "E"leri, mesela çözücü olarak kullanılan E514 Sodium Sulphate mümkün olduğu kadar az almalıdırlar.
Bunlardan E220 Sulfur dioxide bilhassa unu beyazlatmakta kullanılmaktadır. Undaki Vitamin E'nin çoğunu yok etmektedir.
Yani hilkatte insan sağlıklı olarak yaradılmıştır. Esas olan budur. Sıhhatin bozulması ya kendimizin ya da başkalarının hatalarıyladır. Sıhhatsiz doğan bir çocuk annesinin, babasının veya soyunun neticesindedir.
Sıhhatli doğduktan sonra çeşitli hastalıklar ise ya damak tadından ve yanlış beslenmeden, ya da hava kirliliği, kaza, dikkatsizlik v.s. gibi diğer dış fonksiyonlardandır.
"Normal" olan sıhhatli olmak olduğuna göre, insan hayatı boyunca kendini bu çizgiye çekmeye gayret etmelidir. İnsana vücûdu bir emânettir ve emânete gösterdiği titizliği kendi vücuduna göstermelidir. Sağlıklı hayatın ilk adımı helal gıdalardır.
Sıhhatli doğduktan sonra çeşitli hastalıklar ise ya damak tadından ve yanlış beslenmeden, ya da hava kirliliği, kaza, dikkatsizlik v.s. gibi diğer dış fonksiyonlardandır.
"Normal" olan sıhhatli olmak olduğuna göre, insan hayatı boyunca kendini bu çizgiye çekmeye gayret etmelidir. İnsana vücûdu bir emânettir ve emânete gösterdiği titizliği kendi vücuduna göstermelidir. Sağlıklı hayatın ilk adımı helal gıdalardır.
NE YAPABİLİRİZ?
Taze ve sağlıklı gıdalar ile dengeli beslenmeye dikkat etmeliyiz. Eğitim sistemimizdeki bu eksikliği tamamlamak için bu hususda hem kendimizi, hem çocuklarımızı bilgilendirmeliyiz.
Mümkün olduğu kadar kirli havadan uzak durmalıyız. Trafiğin kesif olduğu bir yerde yürüyüşe çıkmak, kâr değil zarar getirir. Evlerde ki kirli havanın kaynağı olan sigara dumanına son vermeliyiz. İçene olduğu kadar içmeyene de zararı olduğunu hatırlayıp başkalarının sıhhatine zarar vermeye hakkımız olup olmadığını iyice düşünmeliyiz.
Bütün ibadetlerin fizikî ve mânevî tedavileri birleştirici "sıhhat kaynakları" olduğunu unutmamalıyız.
Gereksiz ilaç kullanımamalılız.
Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyelerini iyice öğrenip, hayatımızı buna uydurmalıyız.
Taze ve sağlıklı gıdalar ile dengeli beslenmeye dikkat etmeliyiz. Eğitim sistemimizdeki bu eksikliği tamamlamak için bu hususda hem kendimizi, hem çocuklarımızı bilgilendirmeliyiz.
Mümkün olduğu kadar kirli havadan uzak durmalıyız. Trafiğin kesif olduğu bir yerde yürüyüşe çıkmak, kâr değil zarar getirir. Evlerde ki kirli havanın kaynağı olan sigara dumanına son vermeliyiz. İçene olduğu kadar içmeyene de zararı olduğunu hatırlayıp başkalarının sıhhatine zarar vermeye hakkımız olup olmadığını iyice düşünmeliyiz.
Bütün ibadetlerin fizikî ve mânevî tedavileri birleştirici "sıhhat kaynakları" olduğunu unutmamalıyız.
Gereksiz ilaç kullanımamalılız.
Peygamber Efendimiz'in sünnet-i seniyelerini iyice öğrenip, hayatımızı buna uydurmalıyız.
Namaz, Oruç, Zekat, Sadaka ve Dua gibi asıl gayesi Allah-u Teâlâ'nın rızasını kazanmak ona kulluk etmek olan ibadetlerin insanın hilkatine en münâsip olarak yaşamasını sağlayan "kontrol mekanizmaları" olduğu da bir gerçektir. Bunlara maddî ve mânevî her hastalıktan korunmada tedbir, hastalık anında ise şifa vesilesi olarak müracaat edilmelidir.
Kimyevî ilâç kuvvetli bir silâhtır ve her silâh gibi tehlikelidir, dikkatli ve ehil kimselerin kontrolünde olmalıdır. Bunlar hastalık başladıktan sonra"tedâvi' içindir. Halbuki ilk adım vücûdu hastalıktan korumaktır ki; bugün asıl "reklamı" yapılmayan budur.
En ufak rahatsızlıkta, tedavi maksadıyla değil, sadece o anki acıyı ertelemek için yaygın olarak kullanılan ağrı kesiciler, vücudun kendi müdafaa mekanizmasını altüst etmekte ve belli bir zaman sonra kendi kendini iyileştiremez hale gelmesine ve tembelliğine" sebep olmaktadır. Nitekim bütün sentetik kimyevî maddeler gibi ilaçların da yan tesirleri mevcûddur. Bu yan tesir umûmiyetle alerji ve mide bulantısı, sindirim problemi olmasına rağmen bazen de trajik boyutlardadır.
En ufak rahatsızlıkta, tedavi maksadıyla değil, sadece o anki acıyı ertelemek için yaygın olarak kullanılan ağrı kesiciler, vücudun kendi müdafaa mekanizmasını altüst etmekte ve belli bir zaman sonra kendi kendini iyileştiremez hale gelmesine ve tembelliğine" sebep olmaktadır. Nitekim bütün sentetik kimyevî maddeler gibi ilaçların da yan tesirleri mevcûddur. Bu yan tesir umûmiyetle alerji ve mide bulantısı, sindirim problemi olmasına rağmen bazen de trajik boyutlardadır.
A.B.D.'de yapılan hamburgerlere konan dana etinin senede 42,000 tonu Costa Rica'dan gelmektedir. Bunu sağlayabilmek için ise Dünya'nın en büyük yağmur ormanlarının bulunduğu Costa Rica'da ormanlar yok edilerek, büyükbaş hayvan yetiştirilmesine yer açılmaktadır.
Bu arazi için orman katliamı belkide fast food zincirinin Dünya'ya verdiği en büyük zarardır.
1966 ile 1983 arasında Amozonlarda 10 milyon hektar orman mera yapılmak için yok edilmiştir. Guetemala, El Salvador, Nikaragua gibi Latin Amerikan ülkelernide ormanlar mera için yakılarak yok edilmekte ve böylelikle A.B.D.'de ki insanlara dana eti sağlamak için hayvan yetiştirmektedir. 102 Büyük miktarlarda olduğu için de belli bir zaman sonra toprak erozyona uğramakta tamamen kullanışsız hale gelmektedir.
Fast food zincirinin çevreye verdiği bir başka zararda paketlenmesidir. Kâğıt, plastik, karton kutu, pet şişe yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar eninde sonunda "çöp" olarak başımıza bela olacaktır.
Bu arazi için orman katliamı belkide fast food zincirinin Dünya'ya verdiği en büyük zarardır.
1966 ile 1983 arasında Amozonlarda 10 milyon hektar orman mera yapılmak için yok edilmiştir. Guetemala, El Salvador, Nikaragua gibi Latin Amerikan ülkelernide ormanlar mera için yakılarak yok edilmekte ve böylelikle A.B.D.'de ki insanlara dana eti sağlamak için hayvan yetiştirmektedir. 102 Büyük miktarlarda olduğu için de belli bir zaman sonra toprak erozyona uğramakta tamamen kullanışsız hale gelmektedir.
Fast food zincirinin çevreye verdiği bir başka zararda paketlenmesidir. Kâğıt, plastik, karton kutu, pet şişe yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar eninde sonunda "çöp" olarak başımıza bela olacaktır.