“Burası, iyi insanların değil; hayatta kalanların yeriydi.”
“Vücudu darbeye, dişlerin etine geçeceği kaçınılmaz ana kilitlenmişti.”
Adrenalin damarlarında buzlu bir nehir gibi akıyor…
“Sesi, dünyanın en güzel, en temiz melodisiydi.”
“O gözler, bir zamanlar ışıkla doluyken şimdi sadece hayatta kalmanın donuk, mat parıltısını taşıyordu.”
“Su her şeyi yıkar sanırsın ama bazı günahların ve kırık umutların izleri, denizin dibinde bile paslanmadan seni boğmak için bekler.”
“Anlaşılmak için kelimelere değil, birbirine değen ortak yaralara ihtiyaç duyarsın.”
“Geçmiş, arkanda bıraktığın bir ev değil, içine düşüp boğulduğun bir kuyudur.”
“Hissetmedikten sonra, hata yapmadıktan sonra, acı çekip iyileşmedikten sonra nefes almanın ne anlamı var?”
“İnsan kalabilmek için hangisini seçerdiniz?
Kusursuz bir unutuş mu, yoksa acı veren bir hatıra mı?”
Kusursuz bir unutuş mu, yoksa acı veren bir hatıra mı?”
“İnsan ismine mi benzer, yoksa isminin zıddına mı dönüşür?”
Karanlığın dili yoktur; orada anlaşılmak için kelimelere değil, birbirine değen ortak yaralara ihtiyaç duyarsın.
Şu her şeyi yıkar sanırsın ama bazı günahlar o kadar ağırdır ki denizin dibinde bile paslanmadan seni boğmak için bekler.
Zamanı durdurmuşlar, diye fısıldadı. Ya da zamanı çarmağa gelmişler.
Ateşi taşımaya mı geldim, yoksa sönmeye mi, bilmiyorum.
İnsanı en çok korkutan şey yok olmak değil; bir kavanozun içinde, üzerine tarihi atılmış bir toz yığınına dönüşüp vitrine konmaktır.
Zamanı durdurmuşlar, diye fısıldadı. Ya da zamanı çarmağa gelmişler.
Kutsal olanı yakmak; bazen en büyük ibadettir; eğer o mabet, insanın kibrinden örülmüş bir mezbahaya dönüştüyse.