Her duvar, yüzünü hatırlamak istemeyen bir hafıza gibi.
Ve eğer bir yıldız yeniden yanarsa
O Yıldız gökten düşmüş Bir ışık değil
Bir kalbin
Karanlığa rağmen
Sönmemeye verdiği yemindir.
O Yıldız gökten düşmüş Bir ışık değil
Bir kalbin
Karanlığa rağmen
Sönmemeye verdiği yemindir.
Çünkü sen,
Yokluğunla bile
Karanlığı ikiye bölen
En ince ışıktın...
Yokluğunla bile
Karanlığı ikiye bölen
En ince ışıktın...
Gökyüzüne, uçan araçların süzüldüğü parlak, temiz bir geleceğe bakıyorlardı.
Yüzlerindeki gülümseme, yıllar sonraki bu pas ve çamur dünyasında bir hakaret gibi duruyordu.
Her şey ne kadar da ani olmuştu. Bir nefeslik süre....
Yüzlerindeki gülümseme, yıllar sonraki bu pas ve çamur dünyasında bir hakaret gibi duruyordu.
Gökyüzüne, uçan araçların süzüldüğü parlak, temiz bir geleceğe bakıyorlardı.
Doğa merhamet etmez... Senin medeniyetin, onun dişleri arasında çürüyen paslı bir kemikten ibarettir.
Yüzünün yerindeki kazınmış boşluk, namludan çıkan mermiden daha vahşidir. mermi seni öldürür, o fotoğraf ise hiç doğmamış kılar.
Kusursuzluk, nabzın durduğu andır çünkü kainatta kaosa direnen tek mutlak nizam mezarlıktır.
Kusursuzluk, çürümeyi yenmek değil, yaşama ihtimalini tuzlayıp rafa kaldırmaktır.
Kıyamet, meleklerin değil o renkli balonların yere çakıldığı gündü.
Çünkü sen,
Yokluğunla bile
Karanlığı ikiye bölen
En ince ışıktın...
Yokluğunla bile
Karanlığı ikiye bölen
En ince ışıktın...