Ancak tarih bazen niyetle değil, sonuçla ilerler.
O, bir kapıyı kapatmaktan çok, dağınıklığı toplamaya çalışıyordu.
Yeterli donanıma sahip olmayan insanların din adına konuşması, toplumu daha da karmaşaya sürükleyebilirdi.
Gazali'nin içinde bulunduğu dünya, sakin bir düşünce üretim alanı değildi; aksine, her fikrin ciddi sonuçlar doğurduğu, her sözün siyasete değdiği bir dünyaydı.
İnsan, din karşısında edilgen bir alıcı değildir; sorumlu bir muhataptır.
Yani din, hayatın önemli bir kısmında insana hazır cevaplar sunmak yerine, düşünme sorumluluğu yükler.
İçtihat, en basit haliyle, hazır bir hükmün bulunmadığı yerde insan aklının sorumluluk almasıdır.
Bilgi, insanı dönüştüren bir imkân olmaktan yavaş yavaş konum belirleyen bir araç haline gelir.