Bir an için varsayalım ki Türkiye söz konusu görevi kabul etsin... Bütün İslam dünyasını bir noktada birleştirerek yürümek amacına yürüsün ve başarılı da olsun! Pekala ama, uyruğumuz ve yönetimimiz altına almak istediğimiz uluslar, derlerse ki, bize büyük hizmetler ve yardımlar yaptınız, teşekkür ederiz. Fakat biz bağımsız kalmak istiyoruz. Bağımsızlık ve egemenliğimize kimsenin karışmasını uygun görmeyiz! Bizim kendi kendimizi yönetmeye gücümüz yeter!
O halde bütün Türkiye halkının çaba ve özverisi sadece bir teşekkür ve dua almak için mi gösterilecektir?!
Görülüyordu ki, boş bir istek ve heves için, bir kuruntu ve hayal için, Türkiye halkını yok etmek istiyorlardı. Hilafet ve halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin iç yüzü bundan ibaretti.
O halde bütün Türkiye halkının çaba ve özverisi sadece bir teşekkür ve dua almak için mi gösterilecektir?!
Görülüyordu ki, boş bir istek ve heves için, bir kuruntu ve hayal için, Türkiye halkını yok etmek istiyorlardı. Hilafet ve halifeye görev ve yetki vermek düşüncesinin iç yüzü bundan ibaretti.
Her başarılı savaşa katılan kimsenin, hakkı olmadığı halde, kendisini başarının tek etkeni, galibi ilan etmesi, örnek alınacak bir ahlak kuralı değildir. Ülke çocuklarına, böyle doğru olmayan yol ve davranış biçimlerini benimsemeleri alışkanlığını veremeyiz; gelecek kuşaklara, böyle havadan galip, fatih olunabileceği gibi yanlış bir düşünceyi miras bırakamayız!
Mondros Ateşkes Antlaşması, Osmanlı Devlet'nin bağlaşıklarıyla beraber uğradığı acı yenilginin yüz kızartacak bir sonucudur. O ateşkes antlasması hükümleridir ki Türk topraklarını yabancıların işgaline sundu. O ateşkes antlaşmasında kabul edilen maddelerdir ki Sevr Antlaşması hükümlerinin kolaylıkla kabul ettirilebileceği fikrini yabancılara mümkün ve mantıklı gösterdi.
20 Ocak 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun devlet şeklini belirleyen maddelerini şu şekilde değiştirmiştim: Birinci maddenin sonuna "Türkiye Devleti'nin hükümet şekli cumhuriyettir cümlesini ekledim. Üçüncü maddeyi şu yolda değiştirdim: "Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir. Meclis, hükümetin bölündüğü yönetim dallarını bakanlar aracılığıyla yönetir.
Çeşitli ulusları ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu çeşitli unsur topluluklarını aynı haklar ve koşullar altında tutarak güçlü bir devlet oluşturmak, parlak ve çekici bir siyasi görüştür; fakat aldatıcıdır. Hatta, hiçbir sınır tanımayarak, dünyadaki bütün Türkleri de bir devlet halinde birleştirmek, elde edilmesi olanaksız bir hedeftir. Bu, yüzyılların, yüzyıllar boyunca yaşamakta olan insanların çok acı, çok kanlı olaylarla ortaya koyduğu bir gerçektir. Panislamizm, Panturanizm siyasetinin başarıya ulaştığı ve dünyada uygulanabildiği, tarihte görülmemiştir. Irk ayrımı yapmaksızın tüm insanlığı kapsayan güçlü bir devlet oluşturma tutkularının sonuçları da tarihte yazılıdır. Yayılmacı olma hevesleri konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü duygularını ve özel bağlarını unutturup, onları tam bir kardeşlik ve eşitlik çerçevesinde birleştirerek, insani bir devlet kurma teorisi de kendine özgü koşullara sahiptir. Bizim açık ve uygulanabilir gördüğümüz siyasi görüş, ulusal siyaset'tir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve yüzyılların akıllarda ve karakterlerde yerleştirdiği gerçekler karşısında hayalci olmak kadar büyük yanlış olamaz. Tarihin söylediği budur; bilimin, aklın, mantığın söylediği böyledir.
Cesaret edemiyorlar efendiler, çünkü korkuyorlar. Sonuç olarak, korktukları başlarına geldi.
On beş yirmi yıl sıkıntı çektikten sonra yeni bir Türkiye ve her bireyi eğitimli, anlayışı ile gerçek bağımsızlığı kafasında ve cebinde taşıyan bir Türkiye'yi ancak yeni dünyanın yeteneği yaratabilir...
.. zaman, her şeyin, her gerçeğin, tarihin samimi sinesinde incelenmesine olanak hazırlar.
Attığımız adımlar rastlantı sonucu değil, derin düşüncelere, sağlam temellere ve bütün ulusun düzenli örgüte bağlı gerçek kuvvetine; kararlılığına ve iradesine dayanmaktadır...
İleri sürdüğü fikirler ve düşünce tarzları, kendisiyle görüşme ve tartışmanın bile gereksiz ve yararsız olduğu inancını uyandırmıştı.
Gerçekten, kendisinin dediği gibi, düşmanlar bizim hangi hareketimizi, hangi girişimimizi iyi görmüşlerdir veya görebilirler ki, ona göre hareket edelim!
.. ordu, ulusal örgüt karşısında değildir, belki onun ruh ve temelini oluşturmaktadır.
İnsaf ve merhamet dilemekle ulus işleri,devlet işleri görülemez; ulusun, devletin onur ve bağımsızlığı korunamaz…
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk ulusu, Türkiye'nin gelecekteki çocukları, bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.
Devletin, içine düşmüş yıkılış ve çöküş uçurumunun derinliğini ve dehşetini göremeyen zavallılar, doğal olarak ciddi ve gerçek çözüm yolunu görmemek için gözlerini yumarlar. Çünkü o ciddi ve gerçek çare, kendilerini daha çok korkutur...
Meclisi Anadolu'dan toplamak düşüncesinden vazgeçmek bir vatan borcudur...
Burada şunu da belirteyim ki bendeniz ne Fransızların ve ne de herhangi bir yabancı devletin sahip çıkmasına tenezzül eden kişilerden değilim. Benim için en büyük korunma yeri ve yardım kaynağı ulusumun bağrıdır.
Gelecekteki ihtimaller üzerine fazla konuşmak, giriştiğimiz gerçek ve maddi mücadeleye hayali bir macera niteliğini verebilirdi.
.. toplumun yaşamasının ve mutluluğunun, ancak isteklerde ve isteklerin elde edilmesinde tam birlik sağlanmasına bağlı..
Hükümetseniz, ülkeye, ulusa, orduya egemen olmalısınız!...