Kitap okuyamamak düşüncesi beni korkutuyordu.
Hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.
Bütün olanlara gülmek mi kızmak mı gerektiğini bilemiyordu...
Beni ya şımartın, ya da kapı dışarı edin!..
"Yarı içtenliğe dayanmam zor benim
"Yarı içtenliğe dayanmam zor benim
Anlatılsaydı değeri kalmazdı ki.
Bu nedenle anlatılamazdı.
Bu nedenle anlatılamazdı.
Canı sıkıldı güldü, kalbi incindi güldü…
İyi okuyucu az bulunan, ürkek bir kuş gibidir.
Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları.
Kapıdan girer girmez kaçırmamalı onları.
Böyle yarım kalan işler bana hüzün veriyor.
Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.
Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım, mürekkeple yazmışlar; oysa ben kurşun kalem silgisiydim, azaldığımla kaldım...
Ölümü bilerek yaşamak istiyorum Olric.
Hislerinize mağlup oluyorsunuz üstadım…
Bizi anlayacak kadın bilmedik.
Turgut Özben ve eşi; ne kadar genç görünüyor resimde. Kim? Tabiî Turgut, canım. Ya karısı? O görünmüyor. Nasıl görünmüyor? Çok makyaj yapmış işte; gerçek anlaşılmıyor.
Bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir neden yok muydu bizi yaklaştıran? Aramızdaki boşluğu nasıl doldurmalıyım? Sen olmadan seni nasıl öğrenmeliyim?
Cumhuriyet bu duruma bu kadar kayıtsız kalamaz.
Bütün hayatımı şu andaki gibi yaşasaydım hayır kalmazdı bende. Geçecek, Turgut, geçecek.
İki satır öğrendin diye herkesi cahil mi sanıyorsun?
Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde.
Ne yapayım?
Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum.
Anlamasam da dinlerdim seni...
Çok konuşuyorum kendimle bugünlerde.
Ne yapayım?
Başkalarının sohbetinden hoşlanmaz oldum.
Anlamasam da dinlerdim seni...
Turgut’un canı sıkılıyordu.
"Radyoda kimsenin dinlemediği bir adam konuşuyordu; sesinin tonundan, faydalı bir şeyler söylediği anlaşılıyordu...
"Radyoda kimsenin dinlemediği bir adam konuşuyordu; sesinin tonundan, faydalı bir şeyler söylediği anlaşılıyordu...
“Seni, Dostoyevski bile kurtaramaz.”