Sevgiye koşul koymadan büyümek, her çocuğun en temel hakkıdır. Alfie Kohn’un “Koşulsuz Ebeveynlik” kitabı, tam da bu unutulmuş gerçeği, modern ebeveynlik pratiklerinin tam kalbine bir ayna tutarak hatırlatıyor. Bu kitap, yalnızca bir çocuk yetiştirme rehberi değil; sevginin, disiplinin ve saygının anlamını kökten sorgulatan, insanın içine işleyen bir manifestodur.
Kohn, bizi en rahatsız edici soruyla yüzleştirir: “Çocuğunuzu, sadece siz istediğiniz gibi davrandığında mı seviyorsunuz?” Övgü, ödül, ceza ve mola gibi neredeyse kutsallaşmış yöntemlerin aslında nasıl birer kontrol aracına dönüştüğünü, çocuğa “sen ancak benim onayladığım kişi olduğunda değerlisin” mesajını fısıldadığını sarsıcı bir netlikle anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe, farkında olmadan kurduğumuz bu koşullu sevgi döngüsünün, çocuğun öz saygısını ve iç motivasyonunu nasıl sessizce tükettiğini görmek, okuru derin bir muhasebeye itiyor.
Ancak kitabın asıl büyüsü, yalnızca yıkmakla kalmayıp sunduğu umut dolu alternatifte saklı. Kohn, “çocuklarla birlikte çalışmak” felsefesini, yani onları yönlendirilecek nesneler değil, saygı duyulacak bireyler olarak görmeyi öneriyor. Bu yaklaşım, uzun vadeli hedeflere odaklanmayı, bir davranışın ardındaki ihtiyacı anlamayı ve en önemlisi, çocuğa her koşulda arkasında olduğumuzu hissettirmeyi gerektiriyor. Zorlayıcı, sabır isteyen ama özgür, öz güvenli ve şefkatli insanlar yetiştirmenin yegâne yolu bu.
Bu noktada, kitabın Türkçe çevirisinin hakkını teslim etmek gerek. Orijinal dilindeki yoğun duyguyu, akademik derinliği ve yer yer sarsıcı tonu kaybetmeden Türkçeye aktarmak büyük bir ustalık ister. Çeviri, okurken kelimelerin ardında bir yabancı dilin gölgesini hissettirmiyor; sanki Kohn Türkçe yazmış gibi akıcı, doğal ve etkileyici. “Koşulsuz ebeveynlik” gibi temel bir kavramı dilimize böylesine sağlam yerleştirmek, okuyan herkesin zihninde ve kalbinde iz bırakacak bir çeviri hassasiyetinin ürünü.
Bu kitabı okuyacaklara birkaç tavsiyem var: Ön yargılarınızı kapıda bırakın, çünkü Kohn bildiğiniz birçok doğruyu ters yüz edecek. Kendinizi yargılanmış hissettiğiniz anlarda durup derin bir nefes alın; bu kitabın amacı suçlamak değil, farkındalık uyandırmak. Satırların altını çizmekten çekinmeyin, çünkü dönüp dönüp bakacağınız bir başucu eseri olacak. Ve en önemlisi, bu fikirleri bir an önce mükemmel şekilde uygulama baskısından kurtulun; önemli olan yolculuğa çıkmak ve çocuğunuzla aranızdaki bağı, hiçbir performansa bağlı olmayan saf bir sevgiyle örmeye başlamaktır.
“Koşulsuz Ebeveynlik”, ebeveynliği bir performans olmaktan çıkarıp, iki insan arasındaki en derin bağa dönüştürme cesareti isteyen herkes için yazılmış, sarsıcı ve bir o kadar da şefkatli bir davettir. Ve bu davet, başarılı çevirisi sayesinde Türkçede de tüm içtenliğiyle yankılanıyor.
Keyifli okumalar:)) @deepnote
Kohn, bizi en rahatsız edici soruyla yüzleştirir: “Çocuğunuzu, sadece siz istediğiniz gibi davrandığında mı seviyorsunuz?” Övgü, ödül, ceza ve mola gibi neredeyse kutsallaşmış yöntemlerin aslında nasıl birer kontrol aracına dönüştüğünü, çocuğa “sen ancak benim onayladığım kişi olduğunda değerlisin” mesajını fısıldadığını sarsıcı bir netlikle anlatıyor. Sayfalar ilerledikçe, farkında olmadan kurduğumuz bu koşullu sevgi döngüsünün, çocuğun öz saygısını ve iç motivasyonunu nasıl sessizce tükettiğini görmek, okuru derin bir muhasebeye itiyor.
Ancak kitabın asıl büyüsü, yalnızca yıkmakla kalmayıp sunduğu umut dolu alternatifte saklı. Kohn, “çocuklarla birlikte çalışmak” felsefesini, yani onları yönlendirilecek nesneler değil, saygı duyulacak bireyler olarak görmeyi öneriyor. Bu yaklaşım, uzun vadeli hedeflere odaklanmayı, bir davranışın ardındaki ihtiyacı anlamayı ve en önemlisi, çocuğa her koşulda arkasında olduğumuzu hissettirmeyi gerektiriyor. Zorlayıcı, sabır isteyen ama özgür, öz güvenli ve şefkatli insanlar yetiştirmenin yegâne yolu bu.
Bu noktada, kitabın Türkçe çevirisinin hakkını teslim etmek gerek. Orijinal dilindeki yoğun duyguyu, akademik derinliği ve yer yer sarsıcı tonu kaybetmeden Türkçeye aktarmak büyük bir ustalık ister. Çeviri, okurken kelimelerin ardında bir yabancı dilin gölgesini hissettirmiyor; sanki Kohn Türkçe yazmış gibi akıcı, doğal ve etkileyici. “Koşulsuz ebeveynlik” gibi temel bir kavramı dilimize böylesine sağlam yerleştirmek, okuyan herkesin zihninde ve kalbinde iz bırakacak bir çeviri hassasiyetinin ürünü.
Bu kitabı okuyacaklara birkaç tavsiyem var: Ön yargılarınızı kapıda bırakın, çünkü Kohn bildiğiniz birçok doğruyu ters yüz edecek. Kendinizi yargılanmış hissettiğiniz anlarda durup derin bir nefes alın; bu kitabın amacı suçlamak değil, farkındalık uyandırmak. Satırların altını çizmekten çekinmeyin, çünkü dönüp dönüp bakacağınız bir başucu eseri olacak. Ve en önemlisi, bu fikirleri bir an önce mükemmel şekilde uygulama baskısından kurtulun; önemli olan yolculuğa çıkmak ve çocuğunuzla aranızdaki bağı, hiçbir performansa bağlı olmayan saf bir sevgiyle örmeye başlamaktır.
“Koşulsuz Ebeveynlik”, ebeveynliği bir performans olmaktan çıkarıp, iki insan arasındaki en derin bağa dönüştürme cesareti isteyen herkes için yazılmış, sarsıcı ve bir o kadar da şefkatli bir davettir. Ve bu davet, başarılı çevirisi sayesinde Türkçede de tüm içtenliğiyle yankılanıyor.
Keyifli okumalar:)) @deepnote
Okul ortamları genelde, geniş bir yelpazeye yayılan ceza ve ödülleriyle, davranış yönetimi sistemleriyle, itaatkar olanları " sivriltmeleri" ve olmayanlara yaptırım uygulamalarıyla bilinirler. Çocuklar, bir topluluğun duyarlı bireylerine dönüşmek, ahlaki kararlar verebilen ve eleştirel düşünebilen kişiler olmak konularında hiçbir destek görmemekte, yalnızca talimatları izlemeye alıştırılmaktadırlar.
...çeşitli yeterlilik belgeleri ile dolaşan insanlar her zaman mutlu değildir.
şımarık olarak tanımladığımız çocukların gerçek sorunu " istediklerinden bol bol, gereksinim duyduklarından ise çok az elde etmeleridir.
...onları " gerçek dünyanın" zorlukları ile baş etmeye en iyi hazırlayacak etmenler başarı ve keyiftir. Küçüklüklerinde bilerek ve isteyerek mutsuz edilmiş çocuklar, mutsuzlukla baş etmeyi gittikçe daha iyi beceriyor değillerdir.
Eğer boş zamanınızdan fedakarlık etmeye hiç niyetli değilseniz ve evinizin sürekli sessiz, sakin ve temiz kalmasını istiyorsanız, belki de çocuk yerine balık yetiştirmeyi düşünmelisiniz .
çocukların yaptığı veya söylediği şeylerin büyük çoğunluğunu kabul edilemez bulursanız, aslında kendilerinin kabul edilemez olduğuna dair derin bir duygu yaratırsınız iç dünyalarında .
Başkalarında hoş görülmesi en güç olan kabahatler aslında kişinin kendi kabahatleridir.
Az önceki davranışım kendi gerek sinimlerim, korkularım ve yetiştirilme biçimimden mi ileri geliyordu, yoksa çocuğumun iyiliği için yaptığım bir müdahale miydi ?
Bazı kişilerin yaşamları, başkalarının merhametine kalma korkusunu gidermek için güçlü gibi görünme ve davranma gereksinimi çevresinde biçimlenir.
güçsüz olduğunu en çok hisseden ebeveynler, zorlayıcı yöntemlere en çok başvuranlardır.
Kontrolden çıkmaktan ürktüklerinden, kontrolü her zaman ellerinde tutma gereksinimleri vardır. Bu, diğer kişileri de kontrolünde tutma ve onlara üstün gelme gereksinimine kolayca dönüşebilir ve çocuklarla yaşanan anlaşmazlıkları bile kazanılması gereken savaşlar olarak değerlendirme eğilimini doğurabilir. Böylece kişiler, tek bir geri adım atmanın, fikir değiştirmenin, hataları kabul etmenin veya taleplerden vazgeçmenin her şeyi yitirmekle aynı anlama geldiği yaşamlar sürerler.
Eğer almadıysanız, veremezsiniz. Çocukken yalnızca koşullu olarak kabul edilmiş kişiler, diğer kişileri (kendi çocukları da dahil) yine aynı biçimde kabul ederler.
Ebeveynlerini yerden yere vurup eleştiren kişilerin bile kaçtıkları (veya kaçtıklarını sandıkları) ailenin bir benzerini yarattıkları ise bir diğer gerçektir. İşte bu tuhaf, mantıksız, hatta trajik gerçeklerin ardında elle tutulur bir neden olmalıdır. Bununla ilgili açıklamalardan biri Alice Miller ' dan gelmiştir: "Pek çok insan, kendi maruz kaldığı zalimce davranış ve tutum ların aynılarına çocuklarını da maruz bırakır ki, ebeveynlerini idealize etmeyi sürdürebilsin.
Zamanında kendilerini yaralamış olan ebeveynlik stratejilerini şimdi çocuklarına uygulayan arkadaşlarımı izliyorum koca bir tren kazası izler gibi.
Pek çok araştırmanın sonucuna göre, kişilerin temel ebeveynlik tarzı,"çocuklarıyla doğrudan temas kurmadan çok daha önce zihinlerinde kurulup yerleşmiştir." Çünkü bu tarz, uzun yıllar önce çocuk olarak yaşadıkları deneyimlerle biçimlenmiştir.
çocuk yetiştirmek pısırıkların işi değildir,
Genç ebeveynlerin anlattığına göre, dedeler ve anneanne ile babaanneler, ağlar ağlamaz kucağa alınan bebeğin şımaracağı yönünde sık "bilgilendirmelerde" bulunmaktalar.
(Yapılan araştırmalara göre, kucaklanma ile şımarma arasında böyle bir bağlantı yoktur. )
(Yapılan araştırmalara göre, kucaklanma ile şımarma arasında böyle bir bağlantı yoktur. )
Başarma cesareti, derinlerde ki hoşnutluktan doğar.
çocuklar ne zaman rekabete sokulsalar ve birisinin kazanması diğerlerinin başarısız olmasına bağlansa, çok büyük psikolojik bedeller ödenmektedir.