Alan Lightman’ın Bay Tanrı adlı kitabı, yaratılış mitini bir fizikçinin zarafeti ve bir şairin duyarlılığıyla yeniden kuran sıra dışı bir metin. Lightman, mutlak kudret sahibi Tanrı figürünü alıp hata yapan, şaşıran, evreni bir sanat eseri gibi bestelemenin derdine düşen sevimli bir varlığa dönüştürüyor. Yıldızların doğumu, zamanın başlangıcı, entropi gibi kavramlar adeta bir haiku sadeliğiyle anlatılıyor; bilimsel gerçekler şiirselliğe bürünüyor. Kitap, özgür irade ve acının gerekliliği gibi dev sorulara alegorik yanıtlar ararken okuru kozmik bir düşünce yolculuğuna çıkarıyor.
Ne var ki bu yolculuk her okura aynı hazzı vermeyebilir. Lightman’ın minimalist ve mesafeli üslubu, yaratılış gibi tutkulu bir eylemi zamanla laboratuvar raporu sakinliğine büründürüyor; karakterler derinlikli varlıklar olmaktan çıkıp yazarın felsefi pozisyonlarını taşıyan birer sözcüye dönüşüyor. Roman, sorduğu büyük soruların etrafında yeterince dolaşmaya sabır göstermiyor. Ayrıca ne saf bir edebiyat ne de felsefi bir deneme olabilmenin rahatlığına ulaşabiliyor; iki tür arasında sıkışıp kalarak okurda bir belirsizlik hissi yaratıyor.
Sonuç olarak Bay Tanrı, derin karakter tahlilleri veya sürükleyici bir olay örgüsü bekleyen okur için fazla soyut ve durgun kalacaktır. Ancak bilim ile maneviyatın kesişimine meraklıysanız, Italo Calvino’nun kozmik masallarındaki o şiirsel mizahı seviyorsanız, bu kısa kitap size evrenin ihtişamı üzerine düşünecek çok şey vadediyor. Kısaca büyüleyici bir düşünce deneyi.Keyifli okumalar:)
Ne var ki bu yolculuk her okura aynı hazzı vermeyebilir. Lightman’ın minimalist ve mesafeli üslubu, yaratılış gibi tutkulu bir eylemi zamanla laboratuvar raporu sakinliğine büründürüyor; karakterler derinlikli varlıklar olmaktan çıkıp yazarın felsefi pozisyonlarını taşıyan birer sözcüye dönüşüyor. Roman, sorduğu büyük soruların etrafında yeterince dolaşmaya sabır göstermiyor. Ayrıca ne saf bir edebiyat ne de felsefi bir deneme olabilmenin rahatlığına ulaşabiliyor; iki tür arasında sıkışıp kalarak okurda bir belirsizlik hissi yaratıyor.
Sonuç olarak Bay Tanrı, derin karakter tahlilleri veya sürükleyici bir olay örgüsü bekleyen okur için fazla soyut ve durgun kalacaktır. Ancak bilim ile maneviyatın kesişimine meraklıysanız, Italo Calvino’nun kozmik masallarındaki o şiirsel mizahı seviyorsanız, bu kısa kitap size evrenin ihtişamı üzerine düşünecek çok şey vadediyor. Kısaca büyüleyici bir düşünce deneyi.Keyifli okumalar:)
Duyular bedenden üstündür; zihin, duyulardan üstündür; zihnin üstünde zekâ vardır ve zekânın üstünde Benlik yer alır.
Dünyanın yanılsamadan ibaretliğini kavrayan bilge insan, dünya gerçekmiş gibi davranmayarak ıstırap çekmekten kurtulur
Akıl yerine kafasında gün batımı taşıyan bir aptalla evlenmişim meğer!
Kısacık ömürlerine karşın yaratıkların çoğu her sabah uyanmaktan, sadece nefes alıp konuşabilmekten mutlu görünüyordu. Varoluş coşkusu her şeyden fazla müzikte belliydi.
Kadim büyücü zaman. İcatlarımın en garibiydi; şimdi anlıyorum. Kimi anda ağaçtan damlayan reçine misali yavaştı. Kimindeyse minik kuşların kanat çırpışları misali hızlıydı.
Kadın, hayatı boyunca erkekler tarafından besleniyor; erkeklerin yaptığı evlerde yaşıyor; erkekler tarafından giydiriliyor ve bakılıyordu. Kadın bir erkeğe bağlanıp gün boyu peşinden gitmek zorunda kalıyordu.
İyilik etmeyi seçerlerse kendileri hakkında bir şey, kötülüğü seçerlerse başka bir şey öğreneceklerdir.
Kendinden daha az yakışıklıları hor görüyor.
Bu yüzden haşlanıp eciş bücüş bırakılmayı hak ediyor.”
Bu yüzden haşlanıp eciş bücüş bırakılmayı hak ediyor.”
“Çelişkiye ulaşıyoruz o zaman,” dedim. “İnsanın bilge olması mümkün değil demek.” “Bu acınası yaratığın bilge olduğunu bir an dahi düşünmedim,”
“Yeterince bilgeyse bedensel güzelliğin içsel değeri yansıtmadığını biliyordur. Kendi güzelliğine tapması akla içinde değerli bir şey bulunmadığına inandığını getiriyor.” “Ama bunu bilmesi, bu bilgelik değerli. Ve bilgeyse, bilgeliğini tanıyacaktır.”
“Çoğu mutlu görünüyor,” dedim. “Yaşamaktan ve yaşadıklarını bilmekten memnunlar. Evrende neşe görüyorum.”
“Belki hayata ve hayatın güzelliklerine tutkunlukları yüzünden bitmesini istemiyorlardır.” “Bu tür bir duygunun muazzam hüzün yaratmasını anlarım ama korku doğurmamalı.”
Ne yapayım? Çalmak haram. Biliyorum. Ama annem, çal, dedi. Yiyeceğimiz yok çünkü.