Yarattığınız bu evrenlerin,” dedi(...) ve “çoğu trajediyle sonlanacak. Daha doğrusu, içlerini doldurduğunuz canlı maddeler, akıllı varlıklar kıvranacak, ıstırap çekecek ve mutsuz sonlarla karşılaşacaklar.”
Amaç aracı her daim haklı kılar mı? Yoksa hedeflerinize ulaşmaya çabalarken, belli bir fedakârlık ve bedel seviyesinde, ötesine geçmeyeceğiniz bir sınır çizer misiniz?
Boşluğun sessiz güzelliğini, sükûnetini, hiçliğin uçsuz bucaksız sütun ve tırabzanlarını hayranlıkla seyre dalıyordum.
Boşluk varlıklarımıza yapışıyor, Boşluk düşüncelerimizi kapsıyor, Boşluk bizim var olan bir şeyliğimize karşı hiçliği oluşturuyordu.
Pek çok bakımdan yapılandırılmamış Boşluğun lüksünde, eylemlerimizden sorumluluktan muaf keyif çatmamış mıydık? Evet, sorumluluktan muaf diyorum. Çünkü zaman olmayınca, eylemlerin karşılıkları, sonuçları olmaz. Zaman olmayınca, kararların açılım ve etkilerini düşünmeye gerek olmaz. Rahat bir Boşlukta sorumluluktan uzak sürüklenmiştik hep.
Hoş bir belleksizlik, bir baygınlık, sonsuz bir hissizlik içinde uyumuştuk hepimiz.
Artık bir öncesi ve sonrası, süreklilik arz eden bir ardışık olaylar akışı, geçmişten geleceğe bir hareket, bir başka deyişle zamanda bir yolculuk söz konusu olacaktı.
Zamanı yaratmıştım bile. Kasten değildi ama. Eyleme geçme, bir şeyler yapma, oluşların biteviye yokluğuna son verme kararım zamanı gerektirdiği için yaratmıştım zamanı.
Hiçliğin yerine bir şey koymayı seçmiştim. Bir şey, hiçlik değildi. Bir şey, her şey olabilirdi. Zihnim coştu. O andan itibaren bir gelecek, bir şimdi ve bir geçmiş olacaktı.
Hemen her şey, bir ihtimaller hareketsizliği içinde uykudaydı.
Hatırladığım kadarıyla, evreni yaratmaya karar verdiğimde şekerlememden yeni uyanmıştım.