Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, uygar insanlık karşısında uşak olmak düzeyinden yüksek bir davranışa layık görülemez.
Ancak uzun yılların uyuşturucu yönetim ve eğitiminin, bir toplumu bir günde, bir yılda kurtarabileceğini düşünmek ve kabul etmek doğru değildir.
Rıza Paşa Kabinesi ve o kabinede Harbiye nazırı olan kişi; aziz vatanımızı işgal eden, süngülerini milletin kalbine saplayan yabancıları konuk sayıyor ve onlara konuksever ve ağırbaşlı davranmak zorunluluğu görüyor! Bu ne düşüncedir, bu ne kafadır? Milli istekler bu muydu?
Yarım hazırlıkla, yarım önlemle yapılacak saldırı, hiç saldırı yapmamaktan daha çok fenadır.
İnsaf ve merhamet dilenmek gibi bir ilke yoktur. Türk milleti, Türkiye'nin gelecek kuşakları bunu bir an akıllarından çıkarmamalıdırlar.
Ülke bu kadar çöküş içindeyken aklı, kavrayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmalarına ihtimal verilir mi? Bu gibi adamlar gerçekten de kendilerini aldatacak kadar salak olurlarsa, onların ülkenin kaderini yönetmelerine, aklı eren, gerçeği, acıklı hali görenler tahammül edebilir mi? Eğer bu adamlar gerçeği biliyorlar ve kendilerini aldatmıyorlarsa, milleti kandırarak koyun sürüsü halinde düşmanın pençesine bırakmaya canla, başka çalışmalarına ne anlam verilebilir?
...Halbuki Türk’ün onuru ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun daha iyidir!
Bu nedenle, ya istiklâl ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Bu nedenle, ya istiklâl ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Amasya'da görüşmelere başladığımız 20 ekim gününde gelen bilgiler: İstanbul'da, Hürriyet ve itilâf fırkası, Askeri nigehbân cemiyeti ve muhipler cemiyeti bir blok kurdular. Bu blok ve Ali Kemal ve Sait Molla gibi kişiler, müslüman azınlığı, sürekli olarak Kuvâ-yı milliye aleyhine kışkırtmaya başladılar. Rum ve Ermeni patrikleri, Kuvâ-yı Milliye aleyhinde, itilâf Devletleri temsilcilerine başvurdular. Ermeni patriği Zaven efendi, Neologos gazetesinde yayınladığı bir mektupla milli hareketten dolayı Ermenilerin göçmekte olduklarını ilan etti.
Biz bütün ülkeyi bilgilendirmekle ve aydınlatmakla uğraşıyoruz. Fakat düşmanlarımız da bize karşı her yerde ve hatta bulunduğumuz ve her biçimde hâkim olduğumuz Sivas'ta bile kötülüklerini yaptırabilecek alçak kişiler bulabiliyorlardı.
Ülke bu kadar çöküş içindeyken aklı, kavrayışı, vicdanı olan adamların kendilerini aldatmalarına ihtimal verilir mi? Bu gibi adamlar gerçekten de kendilerini aldatacak kadar salak olurlarsa, onların ülkenin kaderini yönetmenlerine, aklı eren, gerçeği, acıklı hali görenler tahammül edebilir mi? Eğer bu adamlar gerçeği biliyorlar ve kendilerini aldatmıyorlarsa, milleti kandırarak koyun sürüsü halinde düşmanın pençesine bırakmaya canla, başla çalışmalarına ne anlam verilebilir?
Bir millet varlığını ve bağımsızlığını sağlamak için sağlamak için düşünülebilecek girişim ve fedakârlığı yaptıktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olamazsa demek, o milletin ölmüş olduğuna hükmetmek demektir.
Bu nedenle millet, yaşadıkça ve fedakârlıklarını sürdürdükçe, başarısızlık söz konusu olamaz.
Bu nedenle millet, yaşadıkça ve fedakârlıklarını sürdürdükçe, başarısızlık söz konusu olamaz.
Millet ve ordu, Padişah ve Halife'nin ihanetinin farkında olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği dinsel ve geleneksel bağlarla bağlı ve sadık. Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken, bu kalıtsal alışkanlığın yönlendirmesiyle kendinden önce hilafet ve saltanatın kurtuluşunu düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrayacak yetenekte değil. Bu ilkeye karşı görüş belirtenlerin vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain, istenmeyen adam olur.
Felaket başa gelmeden önce, onu engellemeyi ve durdurmayı düşünmek gereklidir. Geldikten sonra üzülmenin yararı yoktur.
Maksadımız, milli sınırlarımız içinde ülkemizin bütünlüğünü ve milletin tam bağımsızlığını elde etmektir.
Siz din adamı olarak siyaset manevralarında (...) rol oynamak sevdasında bulunmamalıydınız. Sizi böyle bir siyasi kişilik olarak değil, insanlığa hizmet eden, adalet için çalışan erdemli bir adam zannetmiştim.
Millet ve ordu, Padişah ve Halifenin ihanetinin farkında olmadığı gibi, o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği dinsel ve geleneksel bağlarla bağlı ve sadık. Millet ve ordu kurtuluş çaresi düşünürken, bu kalıtsal alışkanlığın yönlendirmesiyle kendinden önce Hilafet ve saltanatın kurutuluşunu düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavrayacak yetenekte değil. Bu ilkeye karşı görüş belirtenlerin vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain, istenmeyen adam olur.
19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım. Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyleydi: ...
Karşı saldırı ihtimalini düşünmeden ve ona karşı güvenli önlemler almadan hareket edenlerin sonu, yenilmek ve ezilip yok olmaktır
Meclis tarafından Cumhuriyet kararı 29/30 Ekim 1923 gecesi saat 8.30'da verildi.