Alıntı (Sayfa: 115)
Şiir: Nar
Nasıl acıkırsa susarsa insan
Öyle sevdim bir memleket kızını
Bir şey bu aşkın artırdı hızını
Aramıza dağlar deryalar koyan
Benim ayrılmayan tuttuğu yoldan
Aşk ile gerçek eden her masalı
Yandıkça daha gür yeşeren çalı
Budur bu aşk beni ayakta tutan
Ben aşkın ağaçta çatlattığı nar
Koparacaksan gel kopar güzelim
Dal dayansa bile yamandır hâlim
Yaprak-yemiş farkı gözetmez rüzgâr.
🎯 Aşk uğruna yanmayı, paramparça olmayı göze alan bir yürek. “Ben aşkın ağaçta çatlattığı nar” – çarpıcı bir benzetme.
Şiir: Nar
Nasıl acıkırsa susarsa insan
Öyle sevdim bir memleket kızını
Bir şey bu aşkın artırdı hızını
Aramıza dağlar deryalar koyan
Benim ayrılmayan tuttuğu yoldan
Aşk ile gerçek eden her masalı
Yandıkça daha gür yeşeren çalı
Budur bu aşk beni ayakta tutan
Ben aşkın ağaçta çatlattığı nar
Koparacaksan gel kopar güzelim
Dal dayansa bile yamandır hâlim
Yaprak-yemiş farkı gözetmez rüzgâr.
🎯 Aşk uğruna yanmayı, paramparça olmayı göze alan bir yürek. “Ben aşkın ağaçta çatlattığı nar” – çarpıcı bir benzetme.
Alıntı (Sayfa: 113)
Şiir: Fikr-i Sabit
Ne bileyim ben
Kimdi Amerika'yı keşfeden
Ne eder beş kere beş
Güneyden mi kuzeyden mi doğardı güneş
Kaçıncı padişahtı Yavuz
Aylardan Nisan mı yoksa Temmuz
Ne bileyim nereye gider turnalar
Şeftali ne zaman çıkar
Bahçemde gül açmış ya karanfil
Umurumda değil
Sabahlaradek kadeh elde
Aklım fikrim o güzelde.
🎯 Bilgi gösterişine inat, sadece sevdiğini düşünen bir adam. “Aklım fikrim o güzelde” – sade, samimi ve vurucu.
Şiir: Fikr-i Sabit
Ne bileyim ben
Kimdi Amerika'yı keşfeden
Ne eder beş kere beş
Güneyden mi kuzeyden mi doğardı güneş
Kaçıncı padişahtı Yavuz
Aylardan Nisan mı yoksa Temmuz
Ne bileyim nereye gider turnalar
Şeftali ne zaman çıkar
Bahçemde gül açmış ya karanfil
Umurumda değil
Sabahlaradek kadeh elde
Aklım fikrim o güzelde.
🎯 Bilgi gösterişine inat, sadece sevdiğini düşünen bir adam. “Aklım fikrim o güzelde” – sade, samimi ve vurucu.
Alıntı (Sayfa: 112)
Şiir: Yadigâr
Artık ne kürk, ne post isterim
Başım hoş değil devran ile.
En gerçeğinden dost isterim
Gelsin elinde derman ile.
Gel, benden dinle âh ü zârı,
Adem babanın yadigârı,
Issız sahilde akşamları,
Dertleşen benim umman ile.
🎯 Zenginlik değil, gerçek dost isteyen bir yürek. “Adem babanın yadigârı” – insanlığın ortak mirası hüzün.
Şiir: Yadigâr
Artık ne kürk, ne post isterim
Başım hoş değil devran ile.
En gerçeğinden dost isterim
Gelsin elinde derman ile.
Gel, benden dinle âh ü zârı,
Adem babanın yadigârı,
Issız sahilde akşamları,
Dertleşen benim umman ile.
🎯 Zenginlik değil, gerçek dost isteyen bir yürek. “Adem babanın yadigârı” – insanlığın ortak mirası hüzün.
Alıntı (Sayfa: 107)
Şiir: Mangal Başında
Öyle dalmışım ki mangal başında!
Yaz gelmiş, İstanbul'dayım;
Karpuz yüklü mavnalar geçer
Köprü altından
Ağustos akşamları.
Müvezzi bağrışır bermutat,
Yıllanmış iskelede.
Ne çabuk açıldı Boğaz'a
Demin kalkan vapur!
Bu tren düdüğü
Olsa olsa Sirkeci'den!
Havayı birdenbire saran
Çam kokusundan bilirim
Adalardan geliyor
Sarayburnu'nu dönen vapur;
Sevgilim çıkacak bu vapurdan!
🎯 İstanbul’u, beklemeyi, hasreti ve umudu bir mangal başında anlatabilmek… “Sevgilim çıkacak bu vapurdan!” – mükemmel bir final.
Şiir: Mangal Başında
Öyle dalmışım ki mangal başında!
Yaz gelmiş, İstanbul'dayım;
Karpuz yüklü mavnalar geçer
Köprü altından
Ağustos akşamları.
Müvezzi bağrışır bermutat,
Yıllanmış iskelede.
Ne çabuk açıldı Boğaz'a
Demin kalkan vapur!
Bu tren düdüğü
Olsa olsa Sirkeci'den!
Havayı birdenbire saran
Çam kokusundan bilirim
Adalardan geliyor
Sarayburnu'nu dönen vapur;
Sevgilim çıkacak bu vapurdan!
🎯 İstanbul’u, beklemeyi, hasreti ve umudu bir mangal başında anlatabilmek… “Sevgilim çıkacak bu vapurdan!” – mükemmel bir final.
Alıntı (Sayfa: 103)
Şiir: Böyle İşte
Hava güzel diye açsam pencereyi,
Sen misin açan? Yağmur yağmaya başlar.
Bir kadın mı gülümser karşı balkonda?
Kendime sanıp baksam kadın kaybolur.
Ne hoş kokuyor değil mi şu çiçekler?
Uçmuştur kokusu koparmak istesem!
Yemişler mi sarkıyor komşu dallardan?
Elimi uzatsam yemişten eser yok.
Herkes rakı içer, az çok neşelenir;
Bense her içişimde efkârlanırım.
Nerden, nasıl bindim Yarab bu gemiye?
Hangi denize çıksam fırtına kopar.
🎯 Hayatın cilveleri… Her güzelliğin bir hüznü, her neşenin bir karşılığı. “Nerden, nasıl bindim Yarab bu gemiye?” – hepimizin sorusu.
Şiir: Böyle İşte
Hava güzel diye açsam pencereyi,
Sen misin açan? Yağmur yağmaya başlar.
Bir kadın mı gülümser karşı balkonda?
Kendime sanıp baksam kadın kaybolur.
Ne hoş kokuyor değil mi şu çiçekler?
Uçmuştur kokusu koparmak istesem!
Yemişler mi sarkıyor komşu dallardan?
Elimi uzatsam yemişten eser yok.
Herkes rakı içer, az çok neşelenir;
Bense her içişimde efkârlanırım.
Nerden, nasıl bindim Yarab bu gemiye?
Hangi denize çıksam fırtına kopar.
🎯 Hayatın cilveleri… Her güzelliğin bir hüznü, her neşenin bir karşılığı. “Nerden, nasıl bindim Yarab bu gemiye?” – hepimizin sorusu.
Alıntı (Sayfa: 101)
Şiir: Delilere Selâm
Şen deliler, tınmaz deliler!
Size imrendiğim oluyor,
Olan biteni düşündükçe.
Öğrenmek, öğretmek isterdim,
Yağmur bakışlı insanlara,
Sırrını gülümsemenizin!
Ne güzel geçiyor gününüz,
Çektiklerimizden bihaber,
Hülyanız hakikatmiş gibi.
Mademki öyle sanırsınız,
Doğrudur sen Acem şahısın,
Sen Cengiz Han, sen de Timurlenk.
Çok daha ferah olmalıdır,
Cinnet dedikleri o cennet,
Şu akıl zindanlarımızdan!
🎯 Deliliği bir cennet, aklı ise zindan olarak gören cesur bir bakış. “Şu akıl zindanlarımızdan” – unutulmaz.
Şiir: Delilere Selâm
Şen deliler, tınmaz deliler!
Size imrendiğim oluyor,
Olan biteni düşündükçe.
Öğrenmek, öğretmek isterdim,
Yağmur bakışlı insanlara,
Sırrını gülümsemenizin!
Ne güzel geçiyor gününüz,
Çektiklerimizden bihaber,
Hülyanız hakikatmiş gibi.
Mademki öyle sanırsınız,
Doğrudur sen Acem şahısın,
Sen Cengiz Han, sen de Timurlenk.
Çok daha ferah olmalıdır,
Cinnet dedikleri o cennet,
Şu akıl zindanlarımızdan!
🎯 Deliliği bir cennet, aklı ise zindan olarak gören cesur bir bakış. “Şu akıl zindanlarımızdan” – unutulmaz.
Alıntı (Sayfa: 99-101)
Şiir: Ben Ölecek Adam Değilim
Kapımı çalıp durma ölüm, açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli akşam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten ölmem doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râm olmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?
Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?
Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere, kalkan vapurlara.
Kapımı çalıp durma ölüm, açmam;
Ben ölecek adam değilim.
🎯 Hayata tutunmanın, yaşama sevincinin destanı. “Ben ölecek adam değilim” – isyan ve umut aynı anda.
Şiir: Ben Ölecek Adam Değilim
Kapımı çalıp durma ölüm, açmam;
Ben ölecek adam değilim.
Alıştım bir kere gökyüzüne;
Bunca yıllık yoldaşımdır bulutlar.
Sıkılırım,
Kuşlar cıvıldamasa dallarında,
Yemişlerine doymadığım ağaçların,
Yağmur mu yağıyor,
Güneş mi var,
Farketmeliyim
Baktığım pencereden.
Deniz görünmeli akşam balkona.
Tamamlamalı manzarayı
Karlı dağlarla sürülmüş tarlalar.
Ekmekten ölmem doğrusu,
Nimet bildiğim;
Sudan geçemem,
Tuzludur teneffüs ettiğim hava.
Ya nasıl dururum olduğum yerde,
Öyle upuzun yatmış,
İki elim yanıma getirilmiş,
Hareketsiz,
Sükûta râm olmuş;
Sanki devrilmiş bir heykel?
Ellerim ne der sonra bana?
Soğumuş kalbime ne cevap veririm?
Utanmaz mıyım ayaklarımdan?
Kalkmalıyım,
Dolaşmalıyım,
Sokaklarda, parklarda.
El sallamalıyım
Giden trenlere, kalkan vapurlara.
Kapımı çalıp durma ölüm, açmam;
Ben ölecek adam değilim.
🎯 Hayata tutunmanın, yaşama sevincinin destanı. “Ben ölecek adam değilim” – isyan ve umut aynı anda.
Alıntı (Sayfa: 96-97)
Şiir: Kış Güneşi
Böyle hepimiz birden bu güneşte,
Ne güzel ısınıyoruz değil mi?
Ağaçlar, çalılar, taşlar, tümsekler…
İhya eden, şad eden bu güneşte,
Gölgenizden ayırmayın gölgemi;
Birbirlerine yabancı değiller.
Yeryüzünde hemşeri bildim sizi;
Günümü aranızda geçiririm;
Gurbet yok benim için ölümden gayri.
Anlarım beni yâd ettiğinizi,
Kendiliğinden ısınınca kabrim,
Güneş çıktığı zaman kış günleri.
🎯 Ölümden sonra bile güneşle ısınan bir kabir… Ve “gurbet yok benim için ölümden gayri” – derin ve dokunaklı.
Şiir: Kış Güneşi
Böyle hepimiz birden bu güneşte,
Ne güzel ısınıyoruz değil mi?
Ağaçlar, çalılar, taşlar, tümsekler…
İhya eden, şad eden bu güneşte,
Gölgenizden ayırmayın gölgemi;
Birbirlerine yabancı değiller.
Yeryüzünde hemşeri bildim sizi;
Günümü aranızda geçiririm;
Gurbet yok benim için ölümden gayri.
Anlarım beni yâd ettiğinizi,
Kendiliğinden ısınınca kabrim,
Güneş çıktığı zaman kış günleri.
🎯 Ölümden sonra bile güneşle ısınan bir kabir… Ve “gurbet yok benim için ölümden gayri” – derin ve dokunaklı.
Alıntı (Sayfa: 94)
Şiir: Hâtırası Yeter
Yattın mı yalnızlık;
Yolculuk sanırsın
Issız deniz dibi.
Kalksan kalabalık;
Ormanda ağaçsın,
Bir gölge sahibi.
Duy rüzgârı dal dal,
Her yaprağında gün;
Çiçek aç, yemiş ver.
Gerçek yahut masal,
Güzel geçsin ömrün;
Hâtırası yeter.
🎯 Yalnızlığın iki yüzü: yatınca deniz dibi, kalkınca ormanda bir ağaç… Ve “hâtırası yeter” inceliği.
Şiir: Hâtırası Yeter
Yattın mı yalnızlık;
Yolculuk sanırsın
Issız deniz dibi.
Kalksan kalabalık;
Ormanda ağaçsın,
Bir gölge sahibi.
Duy rüzgârı dal dal,
Her yaprağında gün;
Çiçek aç, yemiş ver.
Gerçek yahut masal,
Güzel geçsin ömrün;
Hâtırası yeter.
🎯 Yalnızlığın iki yüzü: yatınca deniz dibi, kalkınca ormanda bir ağaç… Ve “hâtırası yeter” inceliği.
Alıntı (Sayfa: 91)
Şiir: Yağmur Yağıyordu
Yağmur yağıyordu Paris kaldırımlarına;
Seni düşünüyordum penceremde!
(Penceremiz olabilirdi!)
Yağmuru sevmediğin geldi aklıma.
Bulutlar da hatırlamış olacaklar ki
Yağmurda üzüldüğünü,
Sağnak durdu birdenbire; Güneş açtı.
Yüzün güldü mü bilmem,
İstanbul'daki pencerende.
🎯 Uzakta sevdiğini düşünmek… Yağmurun bile ona göre şekil alması. Hasretin en yalın hali.
Şiir: Yağmur Yağıyordu
Yağmur yağıyordu Paris kaldırımlarına;
Seni düşünüyordum penceremde!
(Penceremiz olabilirdi!)
Yağmuru sevmediğin geldi aklıma.
Bulutlar da hatırlamış olacaklar ki
Yağmurda üzüldüğünü,
Sağnak durdu birdenbire; Güneş açtı.
Yüzün güldü mü bilmem,
İstanbul'daki pencerende.
🎯 Uzakta sevdiğini düşünmek… Yağmurun bile ona göre şekil alması. Hasretin en yalın hali.
Alıntı (Sayfa: 88)
Şiir: Anarşi
Ne başın haberi vardır ayaktan,
Ne elin güzden, ne burnun kulaktan.
Her biri yabancı bir dil konuşur,
Hepsi kendi âleminde sarhoştur.
Ne olmayacak şeyler istiyorlar!
Bu çocuklara laf anlatmak ne zor!
Okyanusta her zaman fırtına var;
Güneş dalga dalga parçalanıyor.
🎯 İnsanın kendi içindeki kaosu, organların bile birbirine yabancılaştığı bir anarşi olarak yorumlamak… Dâhice.
Şiir: Anarşi
Ne başın haberi vardır ayaktan,
Ne elin güzden, ne burnun kulaktan.
Her biri yabancı bir dil konuşur,
Hepsi kendi âleminde sarhoştur.
Ne olmayacak şeyler istiyorlar!
Bu çocuklara laf anlatmak ne zor!
Okyanusta her zaman fırtına var;
Güneş dalga dalga parçalanıyor.
🎯 İnsanın kendi içindeki kaosu, organların bile birbirine yabancılaştığı bir anarşi olarak yorumlamak… Dâhice.
Alıntı (Sayfa: 77)
Şiir: Beni Kıskanan Ölüler
Nedir ki, bir kurt gibi yer
Sizi her an için için,
Ey hâtırası benim için
Daima aziz ölüler?
Ardında saklandığınız
Eşyaya sinmiş o gizli
Bakışlarınızdan belli
Günümü kıskandığınız.
Gün benim olmuş ne çıkar,
Ne çıkar kıskanç ölüler,
Benim için açsa da güller;
Bana da bir gün ölmek var.
🎯 Ölülerin bile kıskanabileceği fikri… Ve “bana da bir gün ölmek var” gerçeği. Çarpıcı ve orijinal.
Şiir: Beni Kıskanan Ölüler
Nedir ki, bir kurt gibi yer
Sizi her an için için,
Ey hâtırası benim için
Daima aziz ölüler?
Ardında saklandığınız
Eşyaya sinmiş o gizli
Bakışlarınızdan belli
Günümü kıskandığınız.
Gün benim olmuş ne çıkar,
Ne çıkar kıskanç ölüler,
Benim için açsa da güller;
Bana da bir gün ölmek var.
🎯 Ölülerin bile kıskanabileceği fikri… Ve “bana da bir gün ölmek var” gerçeği. Çarpıcı ve orijinal.
Alıntı (Sayfa: 71)
Şiir: Hâtıralar
Bu tatsız akşam saatinde,
Görünmez kanatlarınızla,
Cama vurmayın hâtıralar.
Sessizliğine doymadığım
O eski saatleri, yeni
Baştan kurmayın hâtıralar.
Suda yıldızlara uyumak,
Siz de uzaktan, bir çakıp bir
Sönüp durmayın hâtıralar.
Bu tatsız akşam saatinde,
Başımda pervaneler gibi
Dönüp durmayın hâtıralar…
🎯 Hâtıraların insanı sardığı, bunalttığı anlar. “Cama vurmayın” yakarışı yürek burkuyor.
Şiir: Hâtıralar
Bu tatsız akşam saatinde,
Görünmez kanatlarınızla,
Cama vurmayın hâtıralar.
Sessizliğine doymadığım
O eski saatleri, yeni
Baştan kurmayın hâtıralar.
Suda yıldızlara uyumak,
Siz de uzaktan, bir çakıp bir
Sönüp durmayın hâtıralar.
Bu tatsız akşam saatinde,
Başımda pervaneler gibi
Dönüp durmayın hâtıralar…
🎯 Hâtıraların insanı sardığı, bunalttığı anlar. “Cama vurmayın” yakarışı yürek burkuyor.
Alıntı (Sayfa: 62)
Şiir: Güneşe Âşık Çocuk
Camlar arkasında görünen çocuk,
Eliyle güneşi gösterir durur.
Camlar arkasında düşünen çocuk,
Hırsından, camlara yumruk savurur.
Camlar arkasında bekleyen çocuk,
Üç mevsim, güneşin seyrine dalar;
Ve kışın güneşi özleyen çocuk,
Diliyle, buğulu camları yalar.
Güneşe kavuşabilmek için çocuk,
Gündüzün boş yere çırpınır durur.
Nihayet, nihayet geceleyin çocuk,
Koynunda güneşle beraber uyur.
🎯 Ulaşılamayana duyulan özlem. Çocuk masumiyetiyle örülmüş bir metafor şaheseri.
Şiir: Güneşe Âşık Çocuk
Camlar arkasında görünen çocuk,
Eliyle güneşi gösterir durur.
Camlar arkasında düşünen çocuk,
Hırsından, camlara yumruk savurur.
Camlar arkasında bekleyen çocuk,
Üç mevsim, güneşin seyrine dalar;
Ve kışın güneşi özleyen çocuk,
Diliyle, buğulu camları yalar.
Güneşe kavuşabilmek için çocuk,
Gündüzün boş yere çırpınır durur.
Nihayet, nihayet geceleyin çocuk,
Koynunda güneşle beraber uyur.
🎯 Ulaşılamayana duyulan özlem. Çocuk masumiyetiyle örülmüş bir metafor şaheseri.
Alıntı (Sayfa: 58)
Şiir: Kar ve Hâtıralar
Kar yağıyor, yine kar, yine mahşer gibi kar.
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar,
Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar;
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar.
Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar;
Sanırım ki uçuyor gözümde hâtıralar.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar…
🎯 Kar yağarken hâtıraların uçuşması. Melankolinin en şiirsel hali.
Şiir: Kar ve Hâtıralar
Kar yağıyor, yine kar, yine mahşer gibi kar.
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar,
Bana beyaz buseler, beyaz buseler yollar;
Sanki güller içinde gülen taze kadınlar.
Bir rüya görür gibi gözümde sevinçler var.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar;
Sanırım ki uçuyor gözümde hâtıralar.
Beyaz bir sükût işte: kar yağıyor, kar, kar, kar…
🎯 Kar yağarken hâtıraların uçuşması. Melankolinin en şiirsel hali.
Alıntı (Sayfa: 54)
Şiir: Bir Kapı Açıp Gitsem
Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben,
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben.
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar,
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var.
Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan,
– O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan –
Bir ses bana: “Gel!” dese, ben o sesi işitsem;
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!
🎯 “Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben” – Aidiyetsizliğin, yabancılığın en vurucu ifadesi
Şiir: Bir Kapı Açıp Gitsem
Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben,
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben.
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar,
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var.
Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan,
– O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan –
Bir ses bana: “Gel!” dese, ben o sesi işitsem;
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem!
🎯 “Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben” – Aidiyetsizliğin, yabancılığın en vurucu ifadesi
Alıntı (Sayfa: 50)
Şiir: Uykusuzluk
O kadar korkarım ki uykum kaçtığı gece,
Sanırım bir çöldeyim, gözlerimde susuzluk.
Hafiften serpilmeye başlayıp da gittikçe
Artarak tufan olan yağmurdur uykusuzluk.
Bir canım sıkılır ki uykum kaçtığı gece,
Sanırım ağlamakta başucumda bir çocuk.
Saatlerin yerine hafızam işleyince,
Yatağımda kıvranır dururum benzim uçuk.
Bu zalim uykusuzluk – yolumu kesen haydut –
İçimde bir çığlıktır, dudaklarımda sükût.
Dilsiz karanlıklarda beliren uykusuzluk.
İçimden dışarıya akseden bir yangındır.
Bana yalnızlığımı sezdiren uykusuzluk,
Koynumda boşluğunu duyduğum bir kadındır.
🎯 Uykusuzluğu bu kadar güzel anlatan başka bir şiir var mı? “Koynumda boşluğunu duyduğum bir kadın”…
Şiir: Uykusuzluk
O kadar korkarım ki uykum kaçtığı gece,
Sanırım bir çöldeyim, gözlerimde susuzluk.
Hafiften serpilmeye başlayıp da gittikçe
Artarak tufan olan yağmurdur uykusuzluk.
Bir canım sıkılır ki uykum kaçtığı gece,
Sanırım ağlamakta başucumda bir çocuk.
Saatlerin yerine hafızam işleyince,
Yatağımda kıvranır dururum benzim uçuk.
Bu zalim uykusuzluk – yolumu kesen haydut –
İçimde bir çığlıktır, dudaklarımda sükût.
Dilsiz karanlıklarda beliren uykusuzluk.
İçimden dışarıya akseden bir yangındır.
Bana yalnızlığımı sezdiren uykusuzluk,
Koynumda boşluğunu duyduğum bir kadındır.
🎯 Uykusuzluğu bu kadar güzel anlatan başka bir şiir var mı? “Koynumda boşluğunu duyduğum bir kadın”…
Alıntı (Sayfa: 49)
Şiir: Yatak
Her gün aynı sabırla dönüşünü bekleyen
Yatağının açılmış kollarına koş çabuk.
Ey her sabah kahraman, her akşam mağlûp çocuk
Senin için göğsünü rüyayla çiçekleyen
Yatağının açılmış kollarına koş çabuk.
Ne mutludur geceler hem sana hem de ona.
Pek zalim bir gündüzün hâtırasından irak,
Dertleşir ve sevişir gibi fısıldaşarak,
Uykuyu bırakınız, buse gibi en sona;
Pek zalim bir gündüzün hâtırasından irak!
🎯 Yatağın kollarına koşmak… Gündüzün yorgunluğundan geceye sığınmak.
Şiir: Yatak
Her gün aynı sabırla dönüşünü bekleyen
Yatağının açılmış kollarına koş çabuk.
Ey her sabah kahraman, her akşam mağlûp çocuk
Senin için göğsünü rüyayla çiçekleyen
Yatağının açılmış kollarına koş çabuk.
Ne mutludur geceler hem sana hem de ona.
Pek zalim bir gündüzün hâtırasından irak,
Dertleşir ve sevişir gibi fısıldaşarak,
Uykuyu bırakınız, buse gibi en sona;
Pek zalim bir gündüzün hâtırasından irak!
🎯 Yatağın kollarına koşmak… Gündüzün yorgunluğundan geceye sığınmak.
Alıntı (Sayfa: 45)
Şiir: Ömrümde Sükût
Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden.
Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!
🎯 Sessiz, iz bırakmadan geçen bir ömrün hüznü. Herkesin içinden geçen.
Şiir: Ömrümde Sükût
Çıngıraksız, rehbersiz deve kervanı nasıl,
İpekli mallarını kimseye göstermeden,
Sonu gelmez kumlara uzanırsa muttasıl,
Ömrüm öyle esrarlı geçecek ses vermeden.
Ve böylece bu ömür, bu ömür her dakika,
Bir buz parçası gibi kendinden eriyecek.
Semada yıldızlardan, yerde kurtlardan başka,
Yaşayıp öldüğümü kimseler bilmeyecek!
🎯 Sessiz, iz bırakmadan geçen bir ömrün hüznü. Herkesin içinden geçen.
KORKULU KÖPRÜ
Beşikten başlayıp mezara uzanan, Tenha ve korkulu bir köprüdür ömrüm. Ağır varlığımı aynı hızla her an
Bir baştan bir başa beyhude sürürüm.
"Haydi mezara koş" der gaipten bir ses. Gönlümse fısıldar: "Boş kalamaz beşik". Hep böyle tereddüt içinde ben bikes, Beyhude ararım bir kaçacak delik.
Beşikten başlayıp mezara uzanan, Tenha ve korkulu bir köprüdür ömrüm. Ağır varlığımı aynı hızla her an
Bir baştan bir başa beyhude sürürüm.
"Haydi mezara koş" der gaipten bir ses. Gönlümse fısıldar: "Boş kalamaz beşik". Hep böyle tereddüt içinde ben bikes, Beyhude ararım bir kaçacak delik.