Anlıyor musunuz? Anlamıyorsunuz. Eski bildiklerinizle kanştınyorsunuz.
O halde buraya neden geldiniz? Neden boş yere bilet aldınız?
Bu oyunu daha önce gördüğünüzü sanıyorsanız, neden bizimle oyalanıyorsunuz? Ve neden bizi de boş yere oyalıyorsunuz?
Sizlere, bunun yeni bir oyun olduğunu nasıl anlatmalı? Sizin öğrendiğinizden başka bir yolda bilmiyoruz ki. Ne yapmalı?
O halde buraya neden geldiniz? Neden boş yere bilet aldınız?
Bu oyunu daha önce gördüğünüzü sanıyorsanız, neden bizimle oyalanıyorsunuz? Ve neden bizi de boş yere oyalıyorsunuz?
Sizlere, bunun yeni bir oyun olduğunu nasıl anlatmalı? Sizin öğrendiğinizden başka bir yolda bilmiyoruz ki. Ne yapmalı?
Sen, yalnız iyi programlarımı dinlemek istedin.
Alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin. Belki gerçek canavar ben değilim.
Alaturka çaldığım zaman düğmemi kapatmak istedin. Belki gerçek canavar ben değilim.
...kurmak istediğim dünya, senin yüzünden yıkılıyor;
bütün oyunlar anlamını kaybediyor.
bütün oyunlar anlamını kaybediyor.
Bir varlık kavram olarak çıkıyorsun karşıma. Yaşanırken düşünülmesi ve düşünürken yaşanması gereken bir mesele olmak istiyorsun.
Gönlümün rüzgarına kapılıp gidiyorum. Bunun dışında, bulanık hayaller var kafamda.
...beni şimdiye kadar otuz yedinci sayfaya kadar okudular, sıkılıp ellerinden bıraktılar, o sayfam açık öylece kaldım, o sayfada sarardım.
...beni hemen anlamalısın, çünkü ben kitap değilim, çünkü ben öldükten sonra kimse beni okuyamaz, yaşarken anlaşılmaya mecburum, ben Van Gogh'un resmi değilim, öldükten sonra beni müzeye koyamazsınız..
Ne var ki albayım, oyuncular, hayatları içinde anlaşıl mak ve beğenilmek ve büyük kütlenin ilgisini görmek zorundadırlar. Hiçbir oyuncu, ömrünü tavan arasında geçiremez.
Her geçen gün yeni suçlar öğreniyor insan. Okudukça, düşündükçe, yeni insanlar tanıdıkça sadece günahlarının arttığını hissediyor.
Üzülme," dedi Sevgi. Bazı güzellikler herkesle paylaşılamazdı. "Kimse senin gibi hissedemez," dedi.
Kötü öğrettiler bize matematiği; temel kavramları aşılayamadılar." (S.222)
Dünya işleriyle biraz fazla uğraşıyorum, değil mi?" (S.221)
İnsanlar, tam kötülüklerinden temizlendikleri ve ilerde kurulacak yumuşak dünyada yer almaya hak kazandıkları sırada ölüyorlardı. (S.217)
Temiz ruhların, saf kalabilmek için, herhalde dünyanın pisliklerine bulaşmaması gerekiyordu.
Bu yaşantının da sonu kötü bitecek albayım. Bizim gibilerin hayatında güzellikler, kısa süren aydınlıklardır.
Çocuk kalmak iyiymiş. Biz de iyi kaldık albayım; medeniyet bizi bozamadı.
Oyunun sonunu merak edecek gücü kalmamıştı, her zaman olduğu gibi. Bir merak etseydi, sonumuz böyle olmazdı öğretmenim.
Divanın yanındaki alçak masada, iki koltuğun arasındaki sehpanın üstünde, yatak odasındaki tek gözlü komodinin rafında, hatta tuvaletin camsız kısmında (cam, bütün tuvaletin üstünü kaplamaya yetmemişti) bir iki sayfası okunmuş kitaplar duruyordu. (Evdeki bütün mobilya da, bunlardan ibaretti.) Bu kitapların üzerine başka kitaplar birikti. Evin orasında burasında küçük kitaplıklar meydana geldi.
Zaten kitap okuyacak gücü kalmamıştı. (Oysa bu eve, bütün çeyizini teşkil eden üç yüz on dört kitapla gelmişti) Bir kaç satır okuyunca göz kapakları ağırlaşıyordu.