İnsanların," dedi, "yalnızca dövüşmeyi istemedikleri için korkaklıkla suçlandırılmalarını anlamıyorum.
Gidenlerin, gitmelerini haklı gösterecek bir neden bulmaları şart!
Hepsi eski geleceklerini kaybetmişti, yenisi de verilmemişti onlara.
Bir kadın elini eline aldığı zaman, bununla barışı da avuçlamış oluyordu. Savaş sonrası bir başlangıçtı. Barışın başlangıcı.
Beyaz bir sevgi, uyanma anlarına has küçücük, ürkek bir sevgi, birkaç saniye daha yatakta, sırtüstü yatabilmek için kullanılan bir bahane. Beş dakika sonra soğuk su ensesine akmış olacak, sabun köpüğü kulaklarını dolduracak, diş macunu diş etlerine sıvanacak ve artık hiç kimse için sevgi kalmayacaktı içinde.
Cesur ve sadık olalım! Savaşımız hak ve hürriyet savaşıdır!
Hiçbir şey vermeden her şeyi almak istiyordu.
Güç kullanmak zorunda kalmak istemezseniz, gücünüzü gösterin!
Söyledikleri kadar da vardı, yoksulluk adileştiriyor, bayağılaştırıyordu insanı.
Savaş iyi niyetli insanların sürü sürü kurban edildiği bir eski çağ töreni, bir suçsuzlar katliamı.
Her an bir gidiş, bir yeniden başlayış, her an bir kaçış... Bir yerde kendini rahat hissetmeye, mutluluk duymaya başlar başlamaz içinde bir huzursuzluk kımıldıyor, kendini tuhaf bir biçimde suçlu buluyordu.
İnsanın, yaşamının başladığı gibi sürüp gitmesinden gayrı bir şey arzulamaması, umut etmemesi çok tatsızdı muhakkak.