Gazali'de ise insan, bilgisi arttikça sorumluluğu artan, ama kırılganlığını kaybetmeyen bir varlıktır.
Ayıklamak, yıkmaktan daha zahmetlidir.
Felsefeyi elestiren herkes, düşünceye karşıdır. Oysa Gazali'nin eleştirisi felsefenin varlığına değil, felsefenin her alanda aynı kesinlik iddiasıyla konuşmasına yöneliktir.
En temel yanılgı, akıl ile din arasında zorunlu bir çatışma varsayılmasıdır.
Nasıl ilerleriz?" sorusundan çok, "Neyi biliyoruz ve bu bizi neye dönüştürüyor?
Gazali insanı merkeze alır ama onu yüceltmez. Batı anlatısında insan, giderek daha özerk, daha güçlü, daha belirleyici bir varlık haline gelir. Gazali'de ise insan sorumluluğu artan ama kırılganlığını kaybetmeyen bir varlıktır. Bu, modern özne fikriyle uyuşmaz. Çünkü burada insan, her şeyi bilen ve belirleyen değil; bilen ama yine de yanılabilen biridir.
Bu yüzden Gazali Batı anlatısına sığmaz.
Bu yüzden Gazali Batı anlatısına sığmaz.
Batı anlatısı krizleri aşmayı sever; Gazali ise krizleri anlamayı.
Gazali'ye atılan iftiralar, onun zayıflığından değil, gücünden doğar. O,İslam düşüncesinde kolay ezberleri bozan bir isimdir.
Gazali'nin hedef alınmasının bir sebebi de şudur: O, dini yalnızca inanç alanında değil, bilgi alanında da ciddiye alır. Modern Batı düşüncesinde din, zamanla bireysel vicdana çekilmiş; bilgi alanı büyük ölçüde sekü lerleştirilmiştir. Gazali ise bu ayrımı kabul etmez. Hakikat meselesi onun için parçalanamaz bir bütündür. Bu tavır, modern zihin için rahatsız edicidir. Çünkü dini sınırlandırmak yerine, ona epistemolojik bir ağırlık verir. Bu da onu "geri" olarak etiketlemeyi kolaylaştırır.
Gazali'nin durduğu yer ise tam tersidir: Bilgi arttıkça sorumluluk artar.
modern dönemde, Batı merkezli düşünce geleneği içinde Gazali, İslam düşüncesinin "yanlış yola saptığı" bir kırılma noktası olarak konumlandırılmıştır. Bu anlatıya göre Gazali, aklı susturmuş, felsefeyi bitirmiş, içtihadı kapatmış ve İslam dünyasını durağanlığa mahkûm etmiştir.
Gazali'ye Atılan İftiralar
Gazali'ye yöneltilen eleştirilerin büyük bir kısmı, onun metinlerinden değil, ona biçilen rolden doğar.
Gazali'ye yöneltilen eleştirilerin büyük bir kısmı, onun metinlerinden değil, ona biçilen rolden doğar.
Belki de Gazali'yi asıl zor anlaşılır kılan şey şudur: O bir taraf seçmez. Ne filozofların safında durur ne de felsefeyi bütünüyle reddedenlerin. Bu arada kalmışlık gibi görünen yer, aslında onun bilinçli durduğu yerdir. Ama tarihte en zor anlaşılanlar da genellikle tam burada duranlardır.
Gazali'nin eleştirisi uzun süre "felsefe düşmanlığı" gibi okunmuştur. Oysa kendisi matematikte, mantıkta, doğa bilgisinde filozofların haklı olduğunu şöyle ifade eder:
"Riyazi ilimlere gelince, bunları inkâr etmekte ve bunlara karşı koymakta bir mana yoktur.
"Riyazi ilimlere gelince, bunları inkâr etmekte ve bunlara karşı koymakta bir mana yoktur.
Peki filozoflar Gazali'yi neden anlamadı ya da anlamak istemedi? Bunun birkaç sebebi var. İlk sebep, Gazali'nin eleştirisinin alışılmış bir felsefi eleştiri olmamasıdır. O, filozofların öncüllerini tek tek çürütmeye çalışmaz sadece; onların bilgi iddiasının hangi noktada kesinlikten kanaate dönüştüğünü gösterir. Bu, bir filozof için rahatsız edicidir. Çünkü mesele bir argümanın yanlışlığı değil, bir yöntemin sınırıdır. Yöntemin sınırı ise kolay kabul edilmez.
Zayıf akıllıları yanaştırmak ve kaydırmak hususunda onların başvurdukları büyük hilelerden biri, tartışırken içinden çıkılmaz bir soru karşısında kalınca, 'İlahiyat ilimleri anlaşılması güç, derin meselelerdir' demeleridir.
Tanrı'yı aklın kurduğu zorunluluklara mahkûm etmek, Gazalỉ'ye göre Tanrı tasavvurunu daraltır. Onun eleştirisi tam olarak buradadır: Tanrı'yı savunmak adına yapılan felsefi açıklamalar, fark edilmeden Tanri'yı sınırlandırmaktadır.
Gazali aklı küçümsemez. Aksine, aklı araç olarak ciddiye alır. Ama araç olan bir şeyin amaç haline getirilmesine itiraz eder.
Filozofların Tutarsızlığı (Tehafütü'l-Felasife) kitabında Gazali şöyle der:
"Onlar ilahi ilimlerinin doğruluğunu matematik ve mantık ilimleri ile ispata çalışır ve bu suretle zayıf akıllıları kandıra kandıra, mezheplerini kabul ettirmeye uğraşırlar. Halbuki onların ilahiyat sahasındaki delilleri, matematik ve mantik sahasındaki kesin delilleri gibi tahminden uzak olsaydı, bu sahada birleştikleri gibi ilahiyat meselelerinde de ayrılmayıp ayrı ayrı görüşlere kapılmazlardı.
"Onlar ilahi ilimlerinin doğruluğunu matematik ve mantık ilimleri ile ispata çalışır ve bu suretle zayıf akıllıları kandıra kandıra, mezheplerini kabul ettirmeye uğraşırlar. Halbuki onların ilahiyat sahasındaki delilleri, matematik ve mantik sahasındaki kesin delilleri gibi tahminden uzak olsaydı, bu sahada birleştikleri gibi ilahiyat meselelerinde de ayrılmayıp ayrı ayrı görüşlere kapılmazlardı.
Özellikle metafizik meselelerde, yani Tanrı, âlem ve insanın nihai konumu söz konusu olduğunda filozofların kullandığı yöntemi problemli bulur. Çünkü ona göre bu alanlar, salt akli çıkarımlarla kesinlik iddiasında bulunulabilecek alanlar değildir. Gazali'nin "tutarsızlık" dediği şey, filozofların her konuda aynı kesinlik dilini kullanmalarıdır. Matematikte ya da mantıkta işe yarayan bir yöntemin, metafizikte de aynı güvenle işletilmesi, onun gözünde metodolojik bir hatadır.