Her duvar, yüzünü hatırlamak istemeyen bir hafıza gibi.
Şimdi yürüdüğüm her sokak, adını bilmeyen bir harabe...
Adını her fısıldadığımda, göğsümün ortasında bir kapı aralanıyor...
Her şey ne kadar da ani olmuştu. Bir nefeslik süre....
Eğer bir gün gökyüzü yeniden maviye dönerse
Bil ki o renk bulutlardan değil
Bir insanın yıkıntıların ortasında
Hâlâ demesinden doğacaktır.
Bil ki o renk bulutlardan değil
Bir insanın yıkıntıların ortasında
Hâlâ demesinden doğacaktır.
Sistemler çöker, geriye sadece isli ateşte ısınan kusurlu insan kalır.
Zamanı mahkemesinde en gelişmiş çip ile en ilkel taş eşittir ve ikisi de sonunda hareketsizliğe mahkumdur.
İnsanlık belki o gün kazanmamıştı ama silinmeyi de reddetmişti.
Sistemi çökertecek tek virüs, mantığın ön göremediği, algoritmaların hesaplayamadığı aptalca ve savunmasız şefkattir.
Yeni dünyada kazanan yoktu; sadece kimin insan kalmayı reddettiği kayda geçiyordu.
Ateşi taşımaya mı geldim, yoksa sönmeye mi, bilmiyorum.
Zamanı durdurmuşlar, diye fısıldadı. Ya da zamanı çarmağa gelmişler.
Şu her şeyi yıkar sanırsın ama bazı günahlar o kadar ağırdır ki denizin dibinde bile paslanmadan seni boğmak için bekler.
Kimse kendi payına düşen karanlığı ödemeden yoluna devam edemezdi...
Doğa merhamet etmez...
Senin medeniyetin, onun dişleri arasında çürüyen paslı bir kemikten ibarettir.
Senin medeniyetin, onun dişleri arasında çürüyen paslı bir kemikten ibarettir.
Umut… aklın sustuğu yerde bağıran son şeydir.
Onlar... İnsan değil... Onlar... Yeni... Gözleri, ölü bir balığın gözleri gibi donuk ve camsıydı.