Bir başka tehlike, dilin kendini iyi gösterme imkanı sunmasıdır. İnsan sözle niyetini süsleyebilir, hatasını gerekçelendirebilir, kendini başkalarının gözünde temi ze çıkarabilir.
Gazali bu noktada dili hafife alan zihniyeti hedef alır ve "İnsan, söylediği sözün hesabını vereceğini çoğu zaman düşünmez" diyerek sözün ahlaki ağırlığını hatırlatır.
İnsan "Sadece söyledim" diyerek kendini rahatlatır.
Oysa söz, fiilden ayrı değildir.
Oysa söz, fiilden ayrı değildir.
Dilin asıl tehlikesi, düşünceden hızlı çalışmasındadır. İnsan çoğu zaman ne söyleyeceğini söylemeden önce tartmaz. Söz, niyetten koparak dışarı çıkar. Bu kopuş, sorumluluğu görünmez kılar.
Dilin afetleri pek çoktur. İnsan, dilinin kötülüğünden kurtulamaz" Tehlike, büyüklükte değil; kontrolde gizlidir.
Dil, niyeti örtebilen, hatayı meşrulaştırabilen ve insanı fark etmeden günaha taşıyabilen bir araçtır. Bu yüzden küçük bir uzuv olmasına aldanılmaması gerektiği özellikle vurgulanır.
Dil Neden Tehlikelidir?
Gazali için tehlike, dilin kendisinde değil; dilin insana sağladığı kolaylıktadır. İnsan konuşarak kendini ifade ettiğini zanneder, oysa çoğu zaman konuşarak kendini gizler.
Gazali için tehlike, dilin kendisinde değil; dilin insana sağladığı kolaylıktadır. İnsan konuşarak kendini ifade ettiğini zanneder, oysa çoğu zaman konuşarak kendini gizler.
Daha çok istemek değil, daha doğru yönelmek.
Kalp yoksa, yönelme yoksa, dua yalnızca sestir.
Modern dünyada dua çoğu zaman konuşmaya indirgenmiştir.
Kalpten çıkmayan dua, yukarı yükselmez.
Kalp hazır değilse, dilin söylediği sözler sahibine şahitlik etmez.
Dua insanı rahatlatmak için değil, yerini hatırlatmak için vardır.
Kalp hazır değilse, dilin yaptığı şey yalnızca bir gösteridir. Gazali bu durumu çarpıcı bir benzetmeyle anlatır:
"Dua ederken kalbi başka yerde olan kimse, kapısı kapalı bir eve seslenmiş gibidir.
"Dua ederken kalbi başka yerde olan kimse, kapısı kapalı bir eve seslenmiş gibidir.
Gazali'nin asıl itirazı, duanın sonuç odaklı hale gelmesinedir. İnsan dua ederken aldığı cevabı merkeze koyduğunda, dua bir ilişki olmaktan çıkar; bir pazarlığa dönüşür. Oysa Gazali'ye göre dua, talep edilen şeyden çok, talep edenin nerede durduğunu gösterir. Bu yüzden dua, talep edilen şeyden önce, talep edenin halini açığa çıkarır.
İnsan sıkıştığında dua eder, rahatladığında unutur. Gazali bu refleksi dua olarak görmez ve net konuşur:
"İnsan ihtiyacı sıkışınca dua eder; bollukta ise unutur. Bu hal, duanın değil nefsin işidir.
"İnsan ihtiyacı sıkışınca dua eder; bollukta ise unutur. Bu hal, duanın değil nefsin işidir.
Nice kimseler vardır ki dua eder; fakat duası yalnızca dil alışkanlığıdır.
Kalp eşlik etmediğinde, söylenen şey dua olmaktan çıkar; ses olur. Hatta daha sert bir ifadeyle, kalbin yönelmediği sözler yalnızca sestir.
Dil ile yapılan dua, kalp uyanık olmadıkça fayda vermez.
Dua çoğu zaman sanıldığı gibi bir talep listesi değildir. Gazali'nin meseleyi kurduğu yer burasıdır. Ona göre dua, istenen şeyden önce isteyenin halini açığa çıkarır. Bu yüzden dua, isteklerin sayılması değil; kulun Rabb'ine yönelmesidir. Yönelme yoksa, söz vardır; ama dua yoktur.