İbrahim Ethem'e bir müminin Allah nezdindeki kıymeti ve kerameti sorulmuş, O "Mümin bir kul Allah indinde=katında, yanında öylesine itibarlıdır ki, eğer samimi bir kalp ile dağa sarsıl dese dağ sallanır." diye cevap verdiği zaman karşısındaki tepe sallanmış. İbrahim Ethem "Hayır seni kastetmedim, dur." deyince durmuştur.
Peygamberimiz: "Üstleri başları toz toprak içinde, elbiseleri ve kendilerine önem verilmez nice insanlar vardır ki 'Allahʼım şöyle yap' diye yemin etseler, Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz." buyurur.
Ölüm anının geldiğini anladı. Buna çok sevinerek "Allah'ım Sana sonsuz şükürler olsun." diye dua etti.
Allah iyi kullarının ruhunu alması için Azrail aleyhisselâmı, güzel yüzlü bir sekilde gönderecektir.
Yarabbi bana Müslüman olarak ölmeyi nasip et. Salihler zümresine kat
İbrahim Ethem vefatına yakın "Kırk yıl Mekke meyvesinden hiçbir şey yemedim. Eğer sekerât-ül-mevt halinde=ölüm halinde olmasaydım bunu söylemezdim. Çünkü kazançları şüpheli olan askerlerden bazıları, Mekke topraklarından bir kısmını satın almış bulunuyorlardı. Yiyeceğim meyvelerin, bu kimselerin arazilerinde yetişebileceğini düşünerek yemedim.
Bir kalpte iki sevgi olur mu?
Ya Rabbi imdadıma yetiş.
Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır." (Tegâbün, 15)
Allah'ı aramakla bulmak mümkün değildir, ancak O'nu bulanlar yine de aramaya devam edenlerdir
İlahi. Gönlümde nedamet (pişmanlık) hisleri, bütün masi-yetlerime (haddi aşmak, isyan etmek) tevbe diyor ve kurtuluş fermanını bekliyorum. Hesabın pek ince olduğu o şedid (şiddetli) günde, Ey yardım talebinde bulunanların biricik Yardımcısı, naçâr (çaresiz) Sen'in yardımını istiyorum...
Şayet Sen mağfiret edersen (merhamet edip bağışlarsan), hiç şüphesiz o Senin şanındandır. Kovarsan dergâhından, beni Sen'den başka kim affedebilir?
Halk hep sâlih (iyi, uygun) insan olduğumu düşünüyor, halbuki ben onların en kötüsüyüm. Merhametine iltica ediyorum; beni bana bırakma. İlahi. Asi kulun yine kapına geldi; dağlar azametindeki (büyüklüğündeki) günahlarını ikrâr edip (saklamayıp), ellerini Sana açıyor ve sadece Sana açar.
İşte huzurundayım. Suçlarımı itiraf ediyorum. Merhametinle muamelede bulun ve bu âciz bendeni (kulunu) azaba dûçâr kılma (uğratma).
İlahi. Sen fazl u kerem (olgunluk, cömertlik) ve izzet ü ikrâm (ağırlama) sahibisin: Benimse tek sermayem hatalarım ve günahlarım; ne olur kulunu affet. İsyankâr isem de affina olan ümidim hiç sarsılmadı; diliyor ve dileniyorum. Kapıkulunu umduklarına nâil et (eriştir, ulaştır).
Ey Rabbim, o kötülüklerden kurtulmak için, ihlâsla bütün mâsiyetlerimden (günahlarımdan) tevbe ettim. Herkesin perçemlerinden (saçlarından) yakalayıp getirildiği kıyamet gününde yardım et, Ey kendisinden yardım isteyenlere yardımını esirgemeyen Allah'ım.
Ey Allahʼım, Senin günahkâr kulun isyanlarını kabul ve itiraf edip Sana geldi, Sana yalvarıyor. Şayet bağışlarsan ancak Sen bağışlarsın, zira bunca ehil ancak Sensin. Şayet beni reddedersen Senden başka bana kim merhamet eder?
Allah'ım, fazlu ihsan sahibisin (ihsanın bol), ben ise çok hatalar sahibiyim. Ey Rabbim, ben Seni cemil (güzel) bir halde tanırım, benim hüsnü zannımı (güzel, iyi düşüncelerimi) haklı çıkar. Ey benim Rabbim, bana azap eyleme, ben kendimden meydana gelen günahları biliyorum. İnsanlar bende iyilik var zannediyor, ancak Sen benim hatalarımı affetmez isen, ben yaratılmışların en fenasıyım
Birçok acı çektim, ancak vatanından ayrılmak kadar ağır gelen olmadı. Nefsime karşı en şiddetli kavgayı vatan hasreti hususunda verdim...
Allah'a hesap vereceğini unutma.