Ey iman edenler, hep birlikte tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz; "Ey iman edenler. Allah'a içtenlikle tevbe edin." (Nur, 31;Tahrim, 8)
TEVBE-MAĞFİRET
İslami bir terim olarak "Tevbe", kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terk ederek Allah'a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak suretiyle Allah'a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.
Tövbe bir yaşam biçimidir. Ufak tefek hatalardan dönmek değil; yolumuzu bütünüyle değiştirmektir. Anlık bir değişim değil, kökten bir değişimdir. Kendi yolumuzdan dönüp Allah'ın yoluna dönmektir ve o yoldan yürümeye devam etmek için gayret sarf etmektir. Yüce Yaratıcı tevbeyi Kitabında birçok ayette zikretmekte ve kullara tevbe etmelerini emretmektedir.
İslami bir terim olarak "Tevbe", kulun işlediği kötülük ve günahlara pişman olup, onları terk ederek Allah'a yönelmesi, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçmak suretiyle Allah'a sığınarak bağışlanmasını dilemesi demektir.
Tövbe bir yaşam biçimidir. Ufak tefek hatalardan dönmek değil; yolumuzu bütünüyle değiştirmektir. Anlık bir değişim değil, kökten bir değişimdir. Kendi yolumuzdan dönüp Allah'ın yoluna dönmektir ve o yoldan yürümeye devam etmek için gayret sarf etmektir. Yüce Yaratıcı tevbeyi Kitabında birçok ayette zikretmekte ve kullara tevbe etmelerini emretmektedir.
Birisi bir gün İbrahim Ethem'e ailesinin çokluğundan şikâyet edince
İbrahim Ethem "Onlardan, rızkını Allah'ın vermediklerini bana gönder" demiş, bunun üzerine şikâyet eden neye uğradığını şaşırarak susa kalmıştır.
İbrahim Ethem "Onlardan, rızkını Allah'ın vermediklerini bana gönder" demiş, bunun üzerine şikâyet eden neye uğradığını şaşırarak susa kalmıştır.
İbrahim Ethem bir gün gemi yolculuğuna çıkmıştı.
Deniz coştu ve dalgalar yükselmeye başladı. Gemi sakinleri gemide bulunanların eşyalarını yük olmasın diye denize atmalarını istiyordu.
İbrahim Ethem'e de gelip "Bizim için Allah'a dua et" dediklerinde İbrahim Ethem "Bu saat dua zamanı değil, teslimiyet zamanıdır " diye cevap vererek tevekküle işaret etmiştir.
Deniz coştu ve dalgalar yükselmeye başladı. Gemi sakinleri gemide bulunanların eşyalarını yük olmasın diye denize atmalarını istiyordu.
İbrahim Ethem'e de gelip "Bizim için Allah'a dua et" dediklerinde İbrahim Ethem "Bu saat dua zamanı değil, teslimiyet zamanıdır " diye cevap vererek tevekküle işaret etmiştir.
Eğer mümin iseniz Allah'a tevekkül edin."(Maide, 23)
Müminler Allah'a tevekkül etsinler." (İbrahim, 12)
Kim Allah'a tevekkül ederse Allah ona yeter." (Talak, 3)
TEVEKKÜL
Tevekkül İslâm ahlâk sisteminin önemli kavramlarından birisi tevekküldür. Kulluk bilincinin göstergelerinden birisi olan tevekkül, kişinin psikolojik olarak ihtiyaç duyduğu bir duygudur.
Tevekkül, Allah'a güvenip dayanma anlamina gelen bir terimdir. Sözlükte,"Birinin işini üstüne almak, birine güvence vermek; birine işini havale etme, ona güvenmek ve teslim olmak." manasına gelir.
Kelimenin aslı vekil, aynı zamanda koruyan ve kefil olan anlamlarına da gelir. Tevekkül duygusu, kişinin aciz olduğunu bilmesiyle gerçekleşir. Dolaysıyla Tevekkül, bir dayanak ve güvence arayışıdır.
Tevekkül İslâm ahlâk sisteminin önemli kavramlarından birisi tevekküldür. Kulluk bilincinin göstergelerinden birisi olan tevekkül, kişinin psikolojik olarak ihtiyaç duyduğu bir duygudur.
Tevekkül, Allah'a güvenip dayanma anlamina gelen bir terimdir. Sözlükte,"Birinin işini üstüne almak, birine güvence vermek; birine işini havale etme, ona güvenmek ve teslim olmak." manasına gelir.
Kelimenin aslı vekil, aynı zamanda koruyan ve kefil olan anlamlarına da gelir. Tevekkül duygusu, kişinin aciz olduğunu bilmesiyle gerçekleşir. Dolaysıyla Tevekkül, bir dayanak ve güvence arayışıdır.
İbrahim Ethem'e göre insanın takvası şu üç durumda belli olur: Alırken, verirken, konuşurken..
İbrahim Ethem'e göre takvanın alameti işlediği günahlara devamlı ağlama, kötü arkadaştan uzak durma ve hayırlılarla oturup kalkmadır.
Takva sözü Kutsal Kitabımızda 17 yerde geçer.
"Allah takva sahibi olanlarla beraberdir." (Bakara, 194, Tevbe, 36,123):"Onları korur ve yardım eder; Allah takva ehlini sever."
(Ali İmran, 76, Tevbe, 4,7):"Allah takva ehlinin dostudur." (Câsiye, 19)
Yine Kuran'da, "Eğer mümin iseniz Allah'a karşı takva sahibi olunuz." buyrularak (Mâide, 11,57,88) takva ile iman arasında ilişkiye işaret edilmiştir.
"Allah takva sahibi olanlarla beraberdir." (Bakara, 194, Tevbe, 36,123):"Onları korur ve yardım eder; Allah takva ehlini sever."
(Ali İmran, 76, Tevbe, 4,7):"Allah takva ehlinin dostudur." (Câsiye, 19)
Yine Kuran'da, "Eğer mümin iseniz Allah'a karşı takva sahibi olunuz." buyrularak (Mâide, 11,57,88) takva ile iman arasında ilişkiye işaret edilmiştir.
Takva sahibi olmak: Güzel ahlâk sahibi olmak ve Allah'ın haram kıldığı işleri yapmaktan ve günah işlemekten korkmak. Nefsini dizginlemek ve şüpheli şeylerden sakınmaktır.
TAKVA
Kelime anlamı herhangi bir tehlikeden korunmak demek olan takva; kalbi günahlardan temizlemek, Allah'tan korkmak ve Ona itaat ederek azabından sakınmak, dinin yasakladığı şeylerden uzak durup, din tarafından buyrulan şeyleri yerine getirmektir.
Kelime anlamı herhangi bir tehlikeden korunmak demek olan takva; kalbi günahlardan temizlemek, Allah'tan korkmak ve Ona itaat ederek azabından sakınmak, dinin yasakladığı şeylerden uzak durup, din tarafından buyrulan şeyleri yerine getirmektir.
Bir genç İbrahim Ethem'e gelerek: "Ya Eba İshak. Nefsim hususunda aşırı giderim. Kalbimi günah lekelerinden kurtaracak ve nefsimi engelleyecek bir seyler söyle." der.
İbrahim Ethem kendisinden nasihat isteyen bu adamı kurtaracak ilacın reçetesini şöyle söyledi, yazdı: "Beş hasleti kabul edip onları yerine getirebilirsen, nefsinin sana bir zararı olmaz ve seni lezzetinin peşinde haram şeylere sürüklemez:
"Allah'a isyan etmek istediğin zaman O'nun verdiği rızkı yeme." Genç adam:"Ya İbrahim. Bu mümkün değil. Çünkü Allah'tan başka rızık veren yoktur." dedi. Bunun üzerine İbrahim Ethem şöyle dedi:"Be adam. Hem Allah'ın verdiği 'rızkı yiyeceksin, hem de O'na isyan edecek günah işleyeceksin. Böyle şey olur mu? Madem hem Onun verdiği rızkı yiyorsun, hem de günah işliyorsun, bari şu ikinci söyleyeceğimi yap. O'na isyan etmek istediğin zaman O'nun beldelerinde oturma."
Adamcağız şaşkın: "Ya İbrahim bu söylediğin de mümkün değil. Her yer Allah'ın mülküdür. O'nun mülkü olmayan bir yer de yoktur." dedi. İbrahim Ethem:"Be adam. Hem O'nun verdiği rızkı yiyeceksin hem O'nun mülkünde oturacaksın hem de O'na isyan edip günah işleyeceksin. Bu olur mu? O'nun verdiği rızkı yiyerek O'nun mülkünde günah işlemeye devam edeceksen bari şunu yap."
"O'nun görmeyeceği bir yerde O'na isyan et." Adam boynunu büküp "Ya İbrahim,anlamadım, bu mümkün olmaz. O her şeyi gören ve bilendir." dedi. Bunun üzerine İbrahim Ethem şöyle dedi: "O'nun verdiği rızkı yiyecek. O'nun mülkünde oturacak. O göre göre de günah işleyeceksin. Peki, bu olur mu? Hala günah işlemeye devam edeceksen bari şunu yap."
Azrail ruhunu almak üzere geldiğinde ondan tövbe için müsaade al." Gencin benzi sararmış bir halde: "Ya İbrahim. Azrail'den mühlet almak mümkün değil." deyince İbrahim Ethem şöyle dedi: "O'nun rızkını yedin, O'nun beldesinde yerinde oturdun, yaşadın. O göre göre günah ișledin, ölüm meleğinden de tövbe için müsaade almadın. Hiç olmazsa şu son söyleyeceğimi yap."
Kiyamet günü zebaniler cehenneme götürecekleri zaman onlarla gitme." Adam ağlıyordu: "Ya İbrahim yeter. Allah'tan af diliyor ve tövbe ediyorum ..
İbrahim Ethem kendisinden nasihat isteyen bu adamı kurtaracak ilacın reçetesini şöyle söyledi, yazdı: "Beş hasleti kabul edip onları yerine getirebilirsen, nefsinin sana bir zararı olmaz ve seni lezzetinin peşinde haram şeylere sürüklemez:
"Allah'a isyan etmek istediğin zaman O'nun verdiği rızkı yeme." Genç adam:"Ya İbrahim. Bu mümkün değil. Çünkü Allah'tan başka rızık veren yoktur." dedi. Bunun üzerine İbrahim Ethem şöyle dedi:"Be adam. Hem Allah'ın verdiği 'rızkı yiyeceksin, hem de O'na isyan edecek günah işleyeceksin. Böyle şey olur mu? Madem hem Onun verdiği rızkı yiyorsun, hem de günah işliyorsun, bari şu ikinci söyleyeceğimi yap. O'na isyan etmek istediğin zaman O'nun beldelerinde oturma."
Adamcağız şaşkın: "Ya İbrahim bu söylediğin de mümkün değil. Her yer Allah'ın mülküdür. O'nun mülkü olmayan bir yer de yoktur." dedi. İbrahim Ethem:"Be adam. Hem O'nun verdiği rızkı yiyeceksin hem O'nun mülkünde oturacaksın hem de O'na isyan edip günah işleyeceksin. Bu olur mu? O'nun verdiği rızkı yiyerek O'nun mülkünde günah işlemeye devam edeceksen bari şunu yap."
"O'nun görmeyeceği bir yerde O'na isyan et." Adam boynunu büküp "Ya İbrahim,anlamadım, bu mümkün olmaz. O her şeyi gören ve bilendir." dedi. Bunun üzerine İbrahim Ethem şöyle dedi: "O'nun verdiği rızkı yiyecek. O'nun mülkünde oturacak. O göre göre de günah işleyeceksin. Peki, bu olur mu? Hala günah işlemeye devam edeceksen bari şunu yap."
Azrail ruhunu almak üzere geldiğinde ondan tövbe için müsaade al." Gencin benzi sararmış bir halde: "Ya İbrahim. Azrail'den mühlet almak mümkün değil." deyince İbrahim Ethem şöyle dedi: "O'nun rızkını yedin, O'nun beldesinde yerinde oturdun, yaşadın. O göre göre günah ișledin, ölüm meleğinden de tövbe için müsaade almadın. Hiç olmazsa şu son söyleyeceğimi yap."
Kiyamet günü zebaniler cehenneme götürecekleri zaman onlarla gitme." Adam ağlıyordu: "Ya İbrahim yeter. Allah'tan af diliyor ve tövbe ediyorum ..
Âlim sıfatını yüklenen insan, büyük bir sorumluluk altındadır. Onu ilimden uzaklaştıran şey ilmin ne denli faziletli ve yüksek olduğunu bilmeyişi değil, ilmin kadir ve kıymetini bilmeyenlerle yan yana ilim aramaktan kaçınmasıdır.
Şeytanın en ağrına giden adam, sabırlı, yumuşak ve tecrübeli olan âlimdir.
Ey İbrahim. Neden insanlardan kaçıp duruyorsun?" diye sorunca:
"Dinimi de yanıma alıyor şehirden şehre, dağdan dağa kaçıyorum. Bu sayede beni görenler, beni bir hamal ya da vesveseye tutulmuş deli sansınlar. Belki bu sayede şeytanın elinden imanımı kurtarır ve selamet bir şekilde kabre kadar götürürüm" dedi.
"Dinimi de yanıma alıyor şehirden şehre, dağdan dağa kaçıyorum. Bu sayede beni görenler, beni bir hamal ya da vesveseye tutulmuş deli sansınlar. Belki bu sayede şeytanın elinden imanımı kurtarır ve selamet bir şekilde kabre kadar götürürüm" dedi.
İbrahim Ethem demiş ki:
"Bir defasında tahtımın üzerinde oturmakta idim. Karşıma bir ayna koydular. Aynaya bakınca, asıl vatanımın kabristan olduğunu gördüm. Orada ise ne bir dost ne de bir akraba vardı. O yerin yolu uzak ve ahiret azığımda yoktu. Bunun üzerine padişahlıktan soğudum.
"Bir defasında tahtımın üzerinde oturmakta idim. Karşıma bir ayna koydular. Aynaya bakınca, asıl vatanımın kabristan olduğunu gördüm. Orada ise ne bir dost ne de bir akraba vardı. O yerin yolu uzak ve ahiret azığımda yoktu. Bunun üzerine padişahlıktan soğudum.
İyi bil ki dik ve sarp yokuşu, tırmanmadan salih insanlar derecesine ulaşamazsın.
İbrahim Ethem bir ara Bağdat'tan Basra'ya uğrar. Etrafını saran halk sorar:"-Ey İbrahim musibetlerden bir türlü kurtulamıyoruz. Bu konuda dua ediyoruz ama kabul olmuyor?"
Büyük Veli bunlara cevap vermez."-İzin verirseniz bir müddet içinizde kalayım, durumunuzu tetkik edeyim, sonra cevap vereyim." der.
Gereken araștırmadan sonra onları topladığı mescitte şöyle hitap eder:
"-Ey Basra halkı, halinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duası kabul olmaz." der.
Halk sorar:"-Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?"
İbrahim Ethem on tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar:
1. Allah'ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımyorsunuz.
2. Kuranı Kerim'i okuyorsunuz, ama muhtevasıyla amel etmiyorsunuz.
3. Hazreti Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini sevdiğinizi göstermiyorsunuz.
4.Şeytanın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama
onunla dostluktan asla geri kalmıyorsunuz.
5. Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona layık bir amel işlemiyorsunuz.
6. Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiilerden geri kalmıyorsunuz
7. Ölüm haktır diyorsunuz, lakin hak olan ölüme hiç hazırlık yapmiyorsunuz.
8. Din kardeşlerinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı hiç görüyorsunuz.
9. Allah'ın lûtfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama hiç şükretmiyorsunuz.
10. Ölülerinizi gömüyorsunuz bir gün sizin de öleceğinizi düşünmüyorsunuz.
Büyük Veli bunlara cevap vermez."-İzin verirseniz bir müddet içinizde kalayım, durumunuzu tetkik edeyim, sonra cevap vereyim." der.
Gereken araștırmadan sonra onları topladığı mescitte şöyle hitap eder:
"-Ey Basra halkı, halinizi inceledim. Kalbinizin günahlarla ölmüş olduğunu anladım. Ölmüş kalplerin duası kabul olmaz." der.
Halk sorar:"-Ne türlü günahlarla kalbimiz ölmüş?"
İbrahim Ethem on tane günah sayar. Bunları da şöyle sıralar:
1. Allah'ı tanıdığınızı söylüyorsunuz, ama emirlerini tanımyorsunuz.
2. Kuranı Kerim'i okuyorsunuz, ama muhtevasıyla amel etmiyorsunuz.
3. Hazreti Peygamberi sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama sünnetini sevdiğinizi göstermiyorsunuz.
4.Şeytanın düşmanınız olduğunu söylüyorsunuz, ama
onunla dostluktan asla geri kalmıyorsunuz.
5. Cenneti sevdiğinizi söylüyorsunuz, ama ona layık bir amel işlemiyorsunuz.
6. Cehennemden korktuğunuzu iddia ediyorsunuz, ama ona götürecek fiilerden geri kalmıyorsunuz
7. Ölüm haktır diyorsunuz, lakin hak olan ölüme hiç hazırlık yapmiyorsunuz.
8. Din kardeşlerinizin ayıbı ile uğraşıyor, kendi ayıbınızı hiç görüyorsunuz.
9. Allah'ın lûtfettiği nimetleri bolca tüketiyor, ama hiç şükretmiyorsunuz.
10. Ölülerinizi gömüyorsunuz bir gün sizin de öleceğinizi düşünmüyorsunuz.