Takipçi, izlemeyi bırakıp enerjisini –diğer kişiden uzaklaşmadan ya da ona öfke göstermeden– yeniden kendi yaşamına yönlendirdiğinde döngüsel dans kırılır.
Aslında benim kendim için sağlamam gereken bir şeyi senin bana sağlaman için uğraştığımın farkındayım.
Kendini reddedilmiş hisseden kadın en sonunda, kendi başının çaresine bakmaya başlar. Adam artık ihtiyaç duyduğundan daha fazla rahatlığa sahiptir ve zamanla, ilişki kurma umuduyla kadına yaklaşır. Ama artık çok geç kalmıştır. Kadın öfkeyle, “Sana ihtiyacım olduğunda neredeydin?” der.
Diğer kişinin yüzde doksan yedi suçlu olduğuna emin olsak bile, kendi yüzde üçümüzü değiştirmekten hâlâ biz sorumluyuz. Demek ki asıl soru, şuna dönüşüyor: “Döngüsel dansta kendi adımlarımı nasıl değiştirebilirim?”
Temizlik gibi, “duygu işi” de “kadın işi” olarak görülür ve çoğu kadın bu işte gerçekten iyidir. Temizlikte olduğu gibi bu işte de erkekler, kadınlar işi onlar için yapmayı bırakmadıkça, kendi paylarına düşeni üstlenmeyeceklerdir.
Toplumumuzun geliştirdiği “erkeklik” budur; soyut düşünceler dünyasında kendini rahat hisseden, ama diğerleriyle empatik bağlantısı, kendi iç dünyasına uyumu ve ilişkide gerilim yaşandığında ilgisini koruma isteği olmayan erkek.
Çiftlerin çoğunda iş duygusal yeterliliğe geldiğinde, tahterevallinin alt ucunda erkek oturur. Paket bağlarını iyi düğümleyen ve kırılan şeyleri onaran, ama karısının sıkıntılı olduğunu göremeyen erkek tipini hepimiz biliriz. Bu erkek, kendi ailesiyle duygusal bağlantı kuramayabilir ve içini dökebileceği tek bir yakın arkadaşı bile olmayabilir.
karşıt kutuplar birbirini çeker, ama bu, sonsuza dek birlikte mutlu yaşayabilecekleri anlamına gelmez. İnsanın, kendi benliğinin kabullenmeye korktuğu bölümlerini ifade eden biriyle yaşaması rahatlatıcı olabilir; ama bunun kaçınılmaz bedelleri de vardır.
Kendini gözleme, diğerleri ile kendimiz arasındaki etkileşimi görme ve diğerlerinin bize karşı davranışlarının, bizim onlara davranışlarımızdan etkilendiğini anlama sürecidir.
Labirentteki fareler bile, çıkmaz yola saptıklarında davranışlarını değiştirmeyi öğreniyorlar. Öyleyse biz neden, deney hayvanlarından daha aptalca davranıyoruz?
Duygularını ifade etmesi için öfkeyle zorladığında sevgilisi daha da soğuklaşan kadın, onu daha da çok zorlamaya başlayacaktır. Bu kadının sorunu öfkelenememesi değil, öfkesiyle işe yaramayan bir şey yapması ve bunu yapmayı sürdürmesidir.
Tıkanmıştık. Yıllar süren psikolojik eğitimimiz ve entelektüel gelişimimiz bir anda çöpe atılıvermişti.
çoğu ciddi öfke sorunlarının ardında yatan şey, benliksizleşmektir.
Etkisiz kavgadan uzaklaşmanın tek yolu, diğer insanı değiştirebileceğimiz ya da kontrol edebileceğimiz fantezisinden vazgeçmektir
Diğer bir insanın bizim gibi ya da bizim istediğimiz gibi düşünüp hissetmesini sağlamak bize düşmez. Böyle bir şeye kalkışırsak, kişisel acıların ve duygusal sarsıntıların yaşandığı ve sonuçta hiçbir şeyin değişmediği bir ilişkinin içinde bulabiliriz kendimizi. Başka birisini değiştirmek istemekte yanlış bir şey yok. Sorun şu ki, bu genellikle bir işe yaramaz.
Çoğunlukla, “yakınlık”, “aynılık” anlamına gelirmiş gibi davranırız.
duygusal olgunluğun en önemli dönüm noktalarından birisi, çoğul gerçeğin geçerliliğini fark etmek ve insanların farklı düşünüp, farklı hissedip, farklı tepki verdiklerini anlamaktır
tahterevalli evliliğinin alt ucunda oturan kadın, pes etme ve özveride bulunma düzeyiyle doğru orantılı bir öfke biriktiriyor içinde.
Burada yaşanan ikilem bilinç altımızda, önemli ilişkilerimizin ancak, biz altta kalan kişi olmayı sürdürdükçe ayakta kalacağına inanmamız. Daha iyisini yapmayı –daha açık, daha güçlü, daha ayrı olmayı ve kendi adımıza harekete geçmeyi– bilinç altımızda, eşimizi tehdit edip onun bizi terk etmesine yol açacak yıkıcı bir hareket olarak görüyoruz.
Burada yaşanan ikilem bilinç altımızda, önemli ilişkilerimizin ancak, biz altta kalan kişi olmayı sürdürdükçe ayakta kalacağına inanmamız. Daha iyisini yapmayı –daha açık, daha güçlü, daha ayrı olmayı ve kendi adımıza harekete geçmeyi– bilinç altımızda, eşimizi tehdit edip onun bizi terk etmesine yol açacak yıkıcı bir hareket olarak görüyoruz.
Ne yakınlığın aynılık, birlik ya da benliksizleşme; ne de yalnızlık ve ayrılığın, uzaklık ve soyutlanma olması gerekir.
Açık ve ayrı bir “ben” oluşturmamız, hem yakınlığı hem de yalnızlığı yaşayıp tadını çıkarmamızı sağlayacaktır.