Ve sanırım beni ölüm döşeğimden çağırsan
birden ayağa kalkıp sana gelecek
gücü bulurdum."
-Stefan Zweig
birden ayağa kalkıp sana gelecek
gücü bulurdum."
-Stefan Zweig
Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir tasa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?"
-Stefan Zweig
-Stefan Zweig
Zweig'ın bu üretken ve başarılı yıllarının arkasında onu destekleyen ona mükemmel bir ortam sunan bir kadın vardı: Friderike Maria von Winternitz.
Neden bu kadar çok okundu?
Başarısının sırrı neydi?
Bu soruların birkaç cevabı vardı. Öncelikle sabırsız ve heyecanlı okur olmasından kaynaklıydı. Gereksiz uzatmalar, abartılı ifadeler, kesin ve anlaşılır olmayan cümleler hep onu yoruyordu. Onun için iyi kitap son sayfasına kadar yaprak yaprak yükselen ve son sayfasına kadar nefes kesen tempoda okunan kitaptı. Bu şekilde kendi eserlerinde bunu uyguladı. Sade ve akıcı bir üslup kullandı. Yazıyı gereksiz tüm ayrıntılardan arındırdı. Önce dilediği gibi yazıp sonra üzerinden geçiyordu. Üzerinden geçerken gereksi ayrıntıları atıp yoğunlaştırma ve biçimlendirme yapıyordu. Ve bunu bir yazı temposuna dönüştürüyordu. Heyecanlı yapısı yazının ritmini etkiliyordu. Ona göre 1000 sayfalık metinden çıkardığı 200 sayfalık öz metin ulaşmak istediği şeydi. Çöpe atılan 800 sayfalık bölüm için hiçbir üzüntü duymuyordu. Hatta bundan keyif alıyordu. Yaptığı bu işleme "vazgeçebilme sanatı" diyordu. Bu katı disiplin, yalınlık ve salt önemli olanla yetinme eylemi Zweig'a göre başarısının nedeniydi.
Başarısının sırrı neydi?
Bu soruların birkaç cevabı vardı. Öncelikle sabırsız ve heyecanlı okur olmasından kaynaklıydı. Gereksiz uzatmalar, abartılı ifadeler, kesin ve anlaşılır olmayan cümleler hep onu yoruyordu. Onun için iyi kitap son sayfasına kadar yaprak yaprak yükselen ve son sayfasına kadar nefes kesen tempoda okunan kitaptı. Bu şekilde kendi eserlerinde bunu uyguladı. Sade ve akıcı bir üslup kullandı. Yazıyı gereksiz tüm ayrıntılardan arındırdı. Önce dilediği gibi yazıp sonra üzerinden geçiyordu. Üzerinden geçerken gereksi ayrıntıları atıp yoğunlaştırma ve biçimlendirme yapıyordu. Ve bunu bir yazı temposuna dönüştürüyordu. Heyecanlı yapısı yazının ritmini etkiliyordu. Ona göre 1000 sayfalık metinden çıkardığı 200 sayfalık öz metin ulaşmak istediği şeydi. Çöpe atılan 800 sayfalık bölüm için hiçbir üzüntü duymuyordu. Hatta bundan keyif alıyordu. Yaptığı bu işleme "vazgeçebilme sanatı" diyordu. Bu katı disiplin, yalınlık ve salt önemli olanla yetinme eylemi Zweig'a göre başarısının nedeniydi.
Kitaplarının baskısı milyonlara ulaştı. Yıldızın Parladiğı Anlar adlı eseri kısa sürede 250.000 adet basıldı. Cenevre Milletler Cemiyeti raporuna göre dünyada eserleri yabancı dile en çok çevrilen yazar oldu.
Zaten paranın değeri de yüksek enflasyon nedeniyle eriyip gidiyordu.
Belki de...Utançların en büyüğü..
İnsanın kendine en yakın bildiği kimselere
karşı duyduğu utançtır."
-Stefan Zweig
İnsanın kendine en yakın bildiği kimselere
karşı duyduğu utançtır."
-Stefan Zweig
Belki de nice durumda kötüler birbirinin gürültüsünden güç alarak büyürken iyiler azalarak yitmişti.
Tarih boyunca da böyle olmuştu, kötülerin sesinin çokluğu iyileri bastırmıştı, yok hükmün de kılmıştı.
İnsan, ölümün gölgesi üzerine
düşmüşse eğer, artık yalan söylemez."
- Stefan Zweig
düşmüşse eğer, artık yalan söylemez."
- Stefan Zweig
Halk artık politikacılara, askerlere güvenmiyordu. İşte bu ortamda Zweig söylenemeyeni söylemişti. Savaşa olan nefretini karakterlerinin diyaloglarıyla iletmişti.
Ona her zaman galip gelen kahramanlardan çok yenilenler ilgi çekici gelmişti. Ona göre yenilenler ruhsal olarak daha üstündü. Çünkü yenilgiyi kabul edip bu yazgının üstesinden gelebilmek zaferden daha zordu.
Ve yazdı Zweig, zaferin kutsandığı bir dönemde yenilgiyi yazdı.
Zweig hakikati görüp susmayacaktı. Bir nevi savunmadan saldırıya geçecekti. Sanatıyla savaşacaktı. İnsanlarla konuștuğunda susmak zorunda kaldığı, söyleyemediği her şeyi karakterlerine diyaloglarda söyletecek, bir şekilde kendini ifade edecek, yüreğindeki yükü atacaktı.
Bu çağda kimse akıl, sağduyu ve vicdandan yana olmayı düşünmüyordu.
Karanluğın en koyu noktasında bir kibrit alevi dahi zulmeti bastırır.
Zaten tarih boyunca en büyük duvarlar insanların zihninde oluşan duvarlardı. Çin Seddi'ni hatta dağları aşardı da insan, karşısındakinin duymak istemeyen kulaklarını aşamaz, duyuramazdı kendini.
Nefret dört bir yanı o kadar sarmıştı ki bu yapılanın bir çılgınlık olduğunu dile getirmek vatansız, hain olma ile suçlanıp linç edilmek demekti. Savaş çılgınlığı yayılıyor, yayıldıkça aksi bir seda çıkma ihtimalini sıfırlıyordu.
Bu dünyada insanlar kimden nefret edeceğine bile karar veremiyordu.
Zweig'ı bu dönemde en çok üzen şeylerden biri ise yazar ve şairlerin savaşı övmesi, savaşın kutuplaştırıcı ikliminde diğer milletlere olan nefreti körüklemesiydi.