Cömert, dalları dünyaya sarkmış bir Cennet ağacıdır Kim bu ağacın bir dalına tutunursa, bu dal onu Cennete götürür. Cimrilik de, dalları dünyaya sarkan Cehennem ağacıdır. Bu dalın birine yapışan Cehenneme gider.
AHDE VEFA VE CÖMERTLİK
Ahlaki açıdan önemli olan ahde vefa; sözünde durmak, doğruluktan ve dürüstlükten şaşmadan sözünü tutmak, verilen sözlere, anlaşmalara ve konuşulanlara bağlı kalmak demektir
Cömertlik hiçbir karşılık beklemeden, para ve malını esirgemeden vermektir. Övünmek veya teşekkür beklemek için veren kimse cömert sayılmaz.
Ahlaki açıdan önemli olan ahde vefa; sözünde durmak, doğruluktan ve dürüstlükten şaşmadan sözünü tutmak, verilen sözlere, anlaşmalara ve konuşulanlara bağlı kalmak demektir
Cömertlik hiçbir karşılık beklemeden, para ve malını esirgemeden vermektir. Övünmek veya teşekkür beklemek için veren kimse cömert sayılmaz.
Halife Mutasım, İbrahim Ethem'e "Mesleğin nedir?" diye sordu. Cevabında:
"-Bu dünyayı, dünyayı talip olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahu Teâlâ'nın zikrini, ahirette de didarını=cemali ile müşerref olmayı tercih edip bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim" der.
"-Bu dünyayı, dünyayı talip olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahu Teâlâ'nın zikrini, ahirette de didarını=cemali ile müşerref olmayı tercih edip bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim" der.
İbrahim Ethem'e göre kullar, insanlar Allah sevgisini anlayabilseydi az içer, az yer, az giyer ve çok az hırslı olurlardı.
Ya Rab. İyi biliyorsun ki Cennet benim gözümde bir sinek kanadı kadar bile değer taşımamaktadır. Beni zikrine yoldaş et, sevginle rızıklandır ve Sana yalvarmayı bana nasip et de Cennetini kime dilersen ona ver..
Bir defasında Halife Mutasım, İbrahim Ethem'e "Mesleğin nedir?" diye sordu. Cevabında:
"-Bu dünyayı, dünyayı talip olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahu Teâlâ'nın zikrini, ahirette de didarını=cemali ile müşerref olmayı tercih edip bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim" der.
"-Bu dünyayı, dünyayı talip olanlara bıraktım. Bu dünyada Allahu Teâlâ'nın zikrini, ahirette de didarını=cemali ile müşerref olmayı tercih edip bunlar için çalışmayı kendime meslek edindim" der.
Osmanlı padişah ve devlet adamları yanında, ilim ve irfan sahipleri, mimar, ekseriya ruhlarını tatmin etmelerinden dolayı insanların manen fakiri ve hakiri manasına gelmek üzere isimlerinin önlerine bir tevazu lakaplarını takarlardı. Bundan da ruhani bir haz duyarlardı.
Taşa bir bakıma can veren, muhteşem camiler başta olmak üzere pek çok esere imza atan Mimar Sinan; dünya çapında şöhretli bir insan olmasına rağmen tevazuda "fakir" alçak gönüllülükte "hakir" olduğunu, kitabelerde ve mühründe adı yerine "Muru natuvan, el-fakir Sinan Sermimarân-ı Hassa, el fakirül-hakir Sinan" (Hassa mimarların başı fakir ve hakir, güçsüz karınca Sinan) imzasını atmıştır.
Taşa bir bakıma can veren, muhteşem camiler başta olmak üzere pek çok esere imza atan Mimar Sinan; dünya çapında şöhretli bir insan olmasına rağmen tevazuda "fakir" alçak gönüllülükte "hakir" olduğunu, kitabelerde ve mühründe adı yerine "Muru natuvan, el-fakir Sinan Sermimarân-ı Hassa, el fakirül-hakir Sinan" (Hassa mimarların başı fakir ve hakir, güçsüz karınca Sinan) imzasını atmıştır.
Peygamberimiz, "Cömertlerde kusur aramayınız. Onlar düşerken Allah ellerinden tutar." buyuruyor.
Ehli sünnet âlimleri "Cömert, günahkâr olsa da, Allah'ın sevgilisidir. Cimri, abid yani çok ibadet yapsa da Allah'ın düşmanıdır." demişlerdir.
Kanaat en büyük zenginliktir, kanaat etmeyenin, yani elindekilerle yetinmeyip şükür de etmeyenlerin gözü bir türlü doymaz; ikincisini, üçüncüsünü ister. Çoğu kez de yiyemeden, içemeden toprağın altına iner.
Zenginin biri, İbrahim Ethem'e bir paketle gelip derki:
"-Efendim, çok güzel, çok kıymetli cübbem var, bunu size hediye etmek istiyorum. Lütfen kabul buyurur musunuz?"
"-Zenginsen alırım, fakirsen almam. Söyle zengin misin? Fakir misin?"
"-Çok zenginim efendim."
"-Mesela ne kadar malın var?"
"-İki bin altınım var."
"-Peki, iki bin altının daha olmasını ister misin?
" -Elbette isterim. Kim istemez."
-O zaman senin iki bin altına ihtiyacın var, sen fakirsin, gözün açtır. Vereceğin hediyede gözün kalır. Haydi, sen hediyeni al, buradan uzaklaș...
"-Efendim, çok güzel, çok kıymetli cübbem var, bunu size hediye etmek istiyorum. Lütfen kabul buyurur musunuz?"
"-Zenginsen alırım, fakirsen almam. Söyle zengin misin? Fakir misin?"
"-Çok zenginim efendim."
"-Mesela ne kadar malın var?"
"-İki bin altınım var."
"-Peki, iki bin altının daha olmasını ister misin?
" -Elbette isterim. Kim istemez."
-O zaman senin iki bin altına ihtiyacın var, sen fakirsin, gözün açtır. Vereceğin hediyede gözün kalır. Haydi, sen hediyeni al, buradan uzaklaș...
Fakir almaktan çok vermeyi sevmeli. İbrahim Ethem gibi el emeği ve alın teriyle geçinmeli, kazandığı malı da elde tutmalıdır. Gerçek fakir halinden şikâyet etmez, yoksulluğa razı olur, hatta ondan hoşlanır fakir olduğu için Allah'a şükreder. Böylece huyu ve davranışı güzelleşir.
Adımız miskindir bizim
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize
Düşmanımız kindir bizim
Biz kimseye kin tutmayız
Kamu âlem birdir bize
Peygamberimiz fakr ile sabır, zenginlikle şükür arasında bağ kurarak sabırlı fakirin şükreden zenginden daha faziletli olduğunu ileri sürmüştür.
İbrahim Ethem şöhret seven kulun Allah'a karşı samimi olmadığını söylemiştir. Ve şu hakimane sözleri de bilhassa devletin zirvesinde olanların kulaklarına küpe olacak cinstendir:
"Kalbinde şöhret ve makam sevgisi taşıyanlara Allahu Teâlâ ne ilminde, ne amelinde, ne de yaptığı işte doğrulup nasip etmez. Baş olmayıp, dip (kuyruk) olanlar kurtulur. Ama baş olanlar kurtulamaz...
"Kalbinde şöhret ve makam sevgisi taşıyanlara Allahu Teâlâ ne ilminde, ne amelinde, ne de yaptığı işte doğrulup nasip etmez. Baş olmayıp, dip (kuyruk) olanlar kurtulur. Ama baş olanlar kurtulamaz...
Gönüller Sultanı İbrahim Ethem tanınmaktan, şöhretten kaçan insandı.
O "Bilmiyorum şu iki halden hangisi zordur. Tanınmadığım zaman çekmiş olduğum zillet mi (hor görülme, așağılanma, alçalma), yoksa tanındığım zaman izzetten (güçlü, üstün ve saygın olma) firar etmek (kaçmak) mi?
O "Bilmiyorum şu iki halden hangisi zordur. Tanınmadığım zaman çekmiş olduğum zillet mi (hor görülme, așağılanma, alçalma), yoksa tanındığım zaman izzetten (güçlü, üstün ve saygın olma) firar etmek (kaçmak) mi?
Allah katında en değerliniz, çok Allah'tan korkandır.' (Hucurat, 13)
ŞÖHRET VE ŞÖHRET HASTALIĞI
Arapça ün sahibi olmayı ifade eden bir kelimedir. Makam sahibi olma ve riyaset tutkusudur.
Tasavvuf yolunun önde gelenleri, bir insanın nefsinden en zor ve en son çıkan hastalığın riyaset=baş olma, başkanlık olduğunu kaydetmişlerdir.
Baş olma, tek olma ve her şeye hâkim olma hırsı çok tehlikeli bir sosyal hastalıktır. Zira bütün bunlar kişinin nefsini okşar ve ona bir tür benlik verir.
Bu tipler zamanla kendilerini dev aynasında görüp, makamının sorumluluğunu ve halka (ına) hizmeti unutmaya başlarlar.
En tehlikelisi de "Halka Hizmet", "Hakka Hizmet" anlayışından çark ettikleri gibi, makam ve mevkilerini kaybetmemek için de her şeyi göze alırlar. Tarih ve tarihimiz bu çeșit başların, insanların enkazlarıyla doludur. Onun için, riyaset hastalığına yakalanmamanın yolu ahiret duygusu ve Allah korkusu ile mümkündür.
Arapça ün sahibi olmayı ifade eden bir kelimedir. Makam sahibi olma ve riyaset tutkusudur.
Tasavvuf yolunun önde gelenleri, bir insanın nefsinden en zor ve en son çıkan hastalığın riyaset=baş olma, başkanlık olduğunu kaydetmişlerdir.
Baş olma, tek olma ve her şeye hâkim olma hırsı çok tehlikeli bir sosyal hastalıktır. Zira bütün bunlar kişinin nefsini okşar ve ona bir tür benlik verir.
Bu tipler zamanla kendilerini dev aynasında görüp, makamının sorumluluğunu ve halka (ına) hizmeti unutmaya başlarlar.
En tehlikelisi de "Halka Hizmet", "Hakka Hizmet" anlayışından çark ettikleri gibi, makam ve mevkilerini kaybetmemek için de her şeyi göze alırlar. Tarih ve tarihimiz bu çeșit başların, insanların enkazlarıyla doludur. Onun için, riyaset hastalığına yakalanmamanın yolu ahiret duygusu ve Allah korkusu ile mümkündür.
Can alıcı Melek, ruhunu almaya gelmezden evvel şimdi gücün kuvvetin yerinde iken tevbe et. Tövbe edilecek zaman bu zamandır. Zira çok ani gelir.
Hem istiğfar edin bağışlamayı dileyin. Sonra Ona tevbe edin ki sizi belirli bir zamana yani ölüme kadar güzel bir şekilde yaşatsın ve ahirette her fazilet sahibine mükafatını versin." (Hûd, 113)